Kaydet
a- | +A

“Bana bir şey olursa çocuklar ne yapar gibi bir sürü olumsuz düşüncelere dalmıştım...”

Dünyanın çeşitli yerlerinde metfun bulunan Allah dostları vardır. Müslüman halk bu Allah dostlarının kabirlerini ziyaret eder. Dua eder, hürmetine dilek ve istekte bulunur. Bazen de hata edip kenarındaki ağaçlara bez, çaput bağlayanlar da olur...

Allah dostları genelde yaşadıkları yerlere defnedilmiştir. İnanıyorum ki onların hiçbirisi üzerlerine türbe yapılmasına vasiyet etmemiştir. Bulundukları yerlerin imarında oraların Müslüman olmalarında ya da oraların fethinde görev almış mübarek zatlara halkın hürmetinden dolayı kabirler kaybolmasın diye üzerlerine türbeler yapılmıştır.

Emekli öğretmen olan teyzemle bir gün otururken konu hastalıklara geldi. Hâlen görev yapan bir öğretmen arkadaşımın başından geçenleri anlattı. Çok ilgimi çekti. Teyzemin anlattıklarını kişinin kendisinden de duyunca bu yazıyı kaleme aldım...

Teyzemin eşinin vefatı hepimizi bir araya getirmişti. Enişteme Allah rahmet eylesin. Onu defnettikten sonra uygun bir mekânda topluca oturma imkânımız olmuştu. Teyzem bana;

-Hoca Hanımı tanıyorsun değil mi? Sana daha önce bahsetmiştim, dedi.

Teyzemin anaokulu müdürlüğü yaptığı yıllarda oraya onu birkaç kez ziyarete gitmiştim. Hoca Hanımı o zaman görmüşlüğüm tanışmışlığımız vardı. Teyzem onu da yanımıza çağırdı. Beni tanıdığını o kardeşimiz de söyledi. Teyzem uygun bir dille “Küçükkumla’da yaşadıklarını yeğenime anlatır mısın?” dedi. O da belki birilerine faydası olur diye anlatmaya başladı.

“2000’li yıllardı. Göğsümde bir kitle oluşmuştu. Üç dört tane ayrı doktor ve hastaneye gittim. Hepsinin de kararı biyopsi ile parça alınacak ona göre de hareket edilecekti. Parçanın sonucuna göre tedaviye başlanacaktı. Küçük çocuklarım vardı. Bana bir şey olursa ne yaparlar gibi bir sürü olumsuz düşüncelere dalmıştım. Bu sıkıntılarımdan da müdüre hanıma bahsediyor onun da tavsiyelerini alıyordum.

Temmuz ayının ortalarına doğruydu. Tıp fakültesindeki profesörlerinden operasyon için gün almıştım. Müdüre hanım da Küçükkumla’daki evine tatile gitmişti. Bir akşam onu aradım, dertleştik. Beni Küçükkumla’ya çağırdı. Çocukları anneme bırakıp onun yanına gittim. Beni önce deniz kenarında bir çay bahçesine götürdü. Orada biraz rahatlamıştım. Orada bana Kadirî Dergâhı Postnişini “Şeyh Abdullah” türbesinden bahsetti. Oraya gidelim hürmetine Rabbimize dua edelim dedi. DEVAMI YARIN

Ünal Bolat'ın önceki yazıları...