Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Resmî kurumlardan bilgi almak niye bu kadar zor?
0:00 0:00
1x
a- | +A

Büyükçekmece'deki bir araç mezarlığını geçen hafta manşete taşıdık. Aralarında CHP'li belediyelerin logolarını da taşıyan yüzlerce araç, plakaları sökülerek büyükçe bir araziye çekilmişti. Peki bu araçlar neyin nesiydi? Bu sorunun cevabını Cumhuriyet ve Adalet Partisi Genel Başkanı Ahmet Sevim’den öğrendik. Sevim, bunların yolsuzluk çetesi kurmakla suçlanan Aziz İhsan Aktaş'ın şirketine ait olduğunu tespit ettiklerini, araçların TMSF'den kaçırılmış olabileceğini düşündüğünü söyledi. Hatta suç duyurusunda bulunacağını ifade etti.
Bunun üzerine biz de "Batan geminin malları" başlıklı bir habere imza attık. Ertesi gün TMSF’den açıklama geldi. Tabii o da bizim talebimiz ve ısrarımız üzerine. Açıklamada araçların kayıt altında olduğu, plakaları (her nasıl oluyorsa artık) sigorta ve vergi borcu çıkmaması için söküldüğü bildirildi. Yazdığımız gibi araçlar Aziz İhsan Aktaş'ın kayyım atanan konkordato sürecindeki şirketine ait çıktı. Bu vesileyle araçlarla ilgili detaylara vâkıf olduk.

Peki, haberi yazmadan önce TMSF'den bir bilgi istesek edinebilir miydik? İşte orası muamma. Zira, Türkiye'de bir kamu kurumundan haber maksatlı bilgi almak deveyi hendekten atlatmaktan zor. Yeri gelmişken şikâyetimi dile getirmek istiyorum.

***

Kamuda haber maksatlı taleplerde çoğu zaman karşınıza duvarlar çıkıyor. Basit bir istatistiki bilgi için gazeteciden 2-3 gün beklenmesi isteniyor. Hâlbuki haber için saatlerle yarışıyoruz. Dilekçe yaz, e-Mail at, onay bekle... Bekleyelim de haber beklemiyor ki! Geçmişte bir arkadaşım anlatmıştı. Eyüpsultan’da çekim yapmak istemişler. Cami için Diyanet'ten, türbe için Kültür Bakanlığından, caminin avlusu için belediyeden izin almak durumunda kalmışlar.

Vazifesini düzgün yapanları tenzih ederim. Ama temel görevi basın ile kurum arasında sağlıklı iletişim kurmak, gazeteciye güncel veriler sunmak olan bazı basın danışmanları işi daha da zorlaştırıyor, engel oluyor. Sıkıntıların temelinde gazetecilik ya da kurumsal iletişim tecrübesi olmayan kişilerin basın danışmanı yapılması yatıyor. Haberden anlamayan, haberin yapılmasını zorlaştırıyor. Bir de ego ve kibirle yaklaşanlar var. Bu hususta birçok kurumun danışmanının adı çıkmış durumda. Basit bir bilgiyi devlet sırrı gibi gören, bu bilgiyi paylaşınca işinden olacağını zanneden memur zihniyeti de problem çıkarıyor. Bazen 'yazma' diye nezaket yollu tehdit edenlerle karşılaştığımız oluyor.

Kamudaki faaliyetler şeffaf şekilde kamuoyuyla paylaşılmıyor. Hâlbuki bilgi verilmeyince dezenformasyon doğuyor; daha çok uğraşıyorlar. Bir de son yıllarda "Bilgiyi sadece Anadolu Ajansı ile paylaşıyoruz" gibi bir anlayış gelişti. Bu, habercilik zenginliğini yok edecek bir durum. Hâsılı ortada önemli bir problem duruyor.

Gazeteciliğin sınırı nerede biter?

Tutuklu eski Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek'in oğlu Gökhan ve gelini Zuhal Böcek'in videoları tartışma konusu oldu. Gelin, İstanbul'da süren İBB yolsuzluk davası çerçevesinde gözaltına alındı. Video ile birlikte özel hayat vurgusu yapanlar çıktı.

Bu noktada şunu sormak icap ediyor: Gazeteciliğin sınırı nerede biter?
Bir defa kanunlarımıza göre, özel hayatın gizliliğini ihlal bir suçtur. Ancak siyasetçi ve sanatçı gibi kamuoyuna mal olmuş kişiler söz konusu ise sınırlar genişler. Bu, evlilik dışı ilişkilerin sıradanlaştığı Batı ülkelerinde bile böyledir. Monica Lewinsky ABD Başkanı Bill Clinton'ın başını yemedi mi?

Kadın ile kocası arasındaki bir video kaydı sadece kendilerini ilgilendirir. Ancak o video tehdit, şantaj ve siyasi operasyon aracı olarak kullanılıyorsa iş değişir. Yakın geçmişte CHP'li belediye başkanlarıyla ilgili birçok belge, bilgi ve kayıt deşifre oldu. Kişilerle ilgili bilgilerin ifşasında sadece kamu yararı gözetilir. Bunların ortaya çıkmasında kamu yararı bulunuyordu.
Bir kadının bir siyasi parti lideriyle ilişkisi kimseyi ilgilendirmez. Ama o kadın daha sonra milletvekili ve belediye başkanı yapılıyorsa iş özel hayat olmaktan çıkar. Bir başkan, belediye çalışanı ile "yasak aşk" yaşıyorsa ve onu bu yüzden iştirak şirketlerinin yönetimine getiriyor, haksız kazançtan elde ettiği gelirle lüks hediyeler alıyorsa bu bir skandaldır ve dünyanın her yerinde haber konusu yapılır. Buna "özel hayat" diyemeyiz.

Çöken sizin bakış açınız


İBB yolsuzluk davasının bir numaralı itirafçısı Adem Soytekin çapraz sorguda savunma yaptı. Sözcü gazetesinin savunmaya dair haberi şu başlığı taşıyordu: “Çöktü, çöktü, çöktü!”

Bir numaralı sanık Ekrem İmamoğlu, Soytekin’in bazı ifadelerine istinaden böyle demiş. Gazete de bunu ön plana çıkarmış. Oysa mahkeme başkanının KİPTAŞ Genel Müdürüne niye 1,5 milyon dolar gönderdiği sorusuna Soytekin “Rüşvet başkanım rüşvet!” diye karşılık vermişti. Ve daha birçok detay anlatmıştı. Hiçbiri Sözcü’de yer almadı.

Olay aynı, kişi aynı, ifade aynı. Ama bir kesim “Rüşvetin itirafı” diyor öteki kesim “Rüşvet iddiası çöktü!” Böyle bir gazetecilik düzeninden hakikat mi çıkar?

Çökmüşmüş. Çöken dava değil, sizin gazeteciliğiniz.

Fatih Selek'in önceki yazıları...