Varlığımız, kapladığımız alandan ibaret değildir. Hiçbir zaman yalın hâlde, kendimiz olarak çıkmayız insanların önüne. Her zaman üzerimizde birilerinin ilgisi, alakası, ilişkisi vardır mutlaka. Kimi zaman şunların oğlu/kızı bazen bunların komşusu, bazen de falancaların sülalesinden veya da filan milletten olarak üzerimizde teklifsizce bağlantılar vardır. Günümüz dünyasında alabildiğine ferdîleşsek de daima birilerinin bir şeyleri olarak bir zaruri temsiliyetimiz bulunuyor.
Bahsi geçen bu kavramla kimi zaman çok nasipli buluruz kendimizi zira bir yerlere ya da birilerine ait olmak psikologlara zaten bir ihtiyaçtır, kimi zaman hayata tutunmaktır, güzel insanlara dayanmak bir bahtiyarlıktır, güçlü insanlara dayanmak bir güvencedir kimi zaman. Velhasıl ait olmak köksüzlükten yakasını kurtarmaktır.
Biz, tüm bu aidiyet silsilesi içerisinde sorumsuzca yaşama hakkına sahip miyizdir dersiniz? Yukarıda bahsi geçen alabildiğine bireyselciler için kısmen evet, ancak büyük resme bakılınca maalesef onlar için bile hayır. Zira hepimiz bir temsiliyet zincirinin birer halkası konumundayız.
İyi ya da kötü her ne olursa olsun ucu illa ki bir yerden bize dokunur. Zira cinsiyet, milliyet, aile, sülale, vatandaşlık, dil, din, meslek vb. her cihetten bir bağımız ölene kadar mevcuttur. Çoğu zaman ölüm de bizi bu ağın girdabından kurtaramaz. Bu nedenle hayatımız boyunca ve sonrasında doğumla beraber yüklendiğimiz bu temsiliyetimizin farkındalığını yaşayalım derim. İşte bu nedenle oturup kalkmamızdan günlük rutin ve hayata ve insanlara karşı sergilediğimiz tavırlar, duruşumuz, davranış biçimlerimiz, kelime ve üslubumuza kadar kısacası dış dünyaya açılan her penceremiz istesek de istemesek de teklifsizce temsiliyet dünyamızın bir kesiti ve de tezahürü olarak karşımıza çıkacaktır.
İşte, bu tablo karşısında biz, bizden ibaret olmadığımız gibi "Bana ne!" deme lüksümüz de bulunmuyor.
Ahmed Mücahid Miliç
ŞİİR
Anadolu çocuğu
Kalbimde yok kibir kiri
Anadolu çocuğuyum
Yüzde yüzü doğal biri
Anadolu çocuğuyum
Gayrılarla dolaşamam
Ayrılarla uğraşamam
Siyasete bulaşamam
Anadolu çocuğuyum.
Vatan bayrak diyen benim
Memleketi seven benim
Helal lokma yiyen benim
Anadolu çocuğuyum
Yabancıya benzemeyen
Batılıya özenmeyen
Menfaate değişmeyen
Anadolu çocuğuyum.
Herkesi ben kendim bildim
Sevmeyeni bile sevdim
Zorlukları böyle yendim
Anadolu çocuğuyum.
Nöbetçi der; yanlış yapmam
Mala köle olmam tapmam
Dostlarımı asla satmam
Anadolu çocuğuyum.
Nöbetçi Şair (Şahin Ertürk)-Kütahya
TARİHTEN BİR YAPRAK
AKÇE: Osmanlı para birimi Akçe idi. Akçe gümüş paranın adıdır. İlk zamanlarda bunların ayar ve ağırlığı hiç değişmezdi. Fâtih Sultan Mehmed Han zamanında, altı kırat olan ağırlığı beş kırata indirildi. Bundan sonra bazı sultanların devirlerinde değişik ağırlıklar uygulandı.
Abdülmecid Han, 1840’ta sikke ayarını düzeltmek için yeni tesisler ve makinalar kurdurarak, 1843 sonlarına doğru yeni 40, 20, 10, 5 ve 1 paralık sikkeler kestirdi. 1898 senesinde bileşimi yalnız gümüş ve bakır karışımından meydana gelen 148.000 lira tutarında 10-5 paralıklar bastırıldı. Halk bunlara Metelik diyordu. Sultan Altıncı Mehmed Han devrinde 40 ve 10 paralıklar; 1840 senesinde, Kaime adı verilen 500 kuruşluk kıymetinde kâğıt paralar bastırıldı. 1851’de 10 ve 20 kuruşluk kaimeler piyasaya çıkarıldı.
“Ak akçe kara gün içindir” sözündeki akçe kelimesi buradan gelmektedir.

