Kaydet
a- | +A

Zamanın birinde bir âlim talebesi ile sokakta yürürken talebesi sorar:

"Hocam, geçen gün elinde bir koca tepsi baklava ile bir adam bu sokakta yürüyordu."

Hoca vakur bir eda ile:

-"Bana ne..." der.

Talebe merak ve heyecanına yenik düşerek:

"Ama hocam, o adam sizin evinize gidiyordu" deyince hocanın cevabı manidar olur:

"İyi de evlat, o zaman sana ne?!"

Hayat akıp giderken etrafımızdaki gürültü hiç bitmiyor. Herkes bir şeylere yetişme, bir şeyleri düzeltme, bir yerlere ulaşma derdinde. Bir bakıyorsun birisi çıkmış "şu şöyle olmalı, bu böyle yapılmalı" diye ahkam kesiyor. Ötekisi "bak, şurayı yanlış yaptın" diye parmak sallıyor. İnsan kendi hayatının yorgunluğunu taşırken, bir de başkalarının dertlerini yüklenmek zorunda mıyız?

İşte tam o noktada, zihnin en korunaklı köşesine çekilip o meşhur cümleyi kurmak geliyor insanın içinden: "Bana ne!"

Bu cümle aslında bir umursamazlık ilanı değil tam tersine, kendini korumaya alma çabasıdır. Her gün üzerimize boca edilen gereksiz haberler, başkalarının hayatlarına dair meraklı bakışlar, aslında bize hiçbir şey katmayan tartışmalar... Bunların hepsini bir kenara itip kendi huzuruna dönmek, bir lüks değil, ihtiyaç hâline geldi.

"Şu şunu demiş," "bu bunu giymiş," "falanca yerde ne olmuş..." Bütün bunları bir süzgeçten geçirdiğinde elinde kalan tortu ne kadar değerli? Çoğu zaman hiçbir şey. İnsan, kendi dünyasını inşa etmekle meşgulken, başkasının kurduğu cümlelerin ağırlığıyla neden ezilsin ki?

"Bana ne" demek; sınırlarını çizmektir.

Kendi bahçeni güzelleştirmekle meşgulken, başkasının çöpüyle ilgilenmemektir. Kendi iç sesini duyabilmek için dışarıdaki gürültüyü susturmaktır.

Zeynep Hazal Miliç-Samsun

ŞİİR

Teslimiyet

Garip bir hüzne boğuluyor gece,

Ellerimde son kırıntısı umudun,

Kalbimse esaretin yorgunu…

Hiçbir şey yapmamak, çok şey yapmakla eş değer,

Aklım en iyi mahkeme mizanı kurulu!

Bekler mahşeri saksıdaki kuruyan son çiçek,

Yanmak ama yakınmamak için bekler de bekler…

Sıradan günler sıra dışı günlere karışmış,

Bu hasret kaderimle barışmış.

Dudaklarım o son busenin mesudu,

Gözlerim gidişinin hüznüyle dolu,

Geçmiyor içimdeki kışın soğuğu,

Yaz geliyor da herkese,

Benim kalbim ayazla dolu,

Anlamaz hâlden nankördür insanoğlu!

Kelimelerim kol kola samimi herkesle

Suskunluğum ezelden,

Kaderime mühürlüdür…

Dedim ya anlamaz nankördür insanoğlu!

İyiyi dövmekten beter eder,

Kötüyü yüceltir övdükçe över,

Bilmez ki tarafını seçen,

En büyük kötülüğü kendine eder…

Terazi kaçırmaz hiçbir adaletsizliği,

Tasalanma terazi şaşırmaz asla kefeyi,

Ceplerimse hâlâ ümitlerle dolu,

İlahidir adalet tecelli edecek elbet…

Kalbim teslimiyetin huzuruyla dolu!

Hem huzursuzdur insanoğlu,

Huzurlu insanlara ilişir…

Bilmez ki kendi

Fenalığı en çok kendine döner,

Benim ruhumsa teslimiyetle barışır…

Kübra Can Karaca

SAĞLIK OLSUN

GETAT Güncel Tıbbi Uygulamalarla Nasıl Bütünleşir? Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT), günümüz güncel tıbbi yaklaşımlarının yerine geçen bir alternatif değil; onu destekleyen, güçlendiren bir yaklaşımdır. Temelinde multidisipliner anlayış vardır. Örneğin, kemoterapi gören bir hastada ozon terapi bağışıklık sistemini destekleyebilir, akupunktur ilaçların yan etkilerini hafifletebilir. Böylece hem tedavi süreci daha etkin ilerler hem de hastanın hayat kalitesi artar. GETAT yalnızca mevcut hastalıkların tedavisine odaklanmaz, aynı zamanda önleyici sağlık yaklaşımıyla kişiyi korumayı da amaçlar. Güncel tıp çoğunlukla hastalık ortaya çıktıktan sonra tedaviye yönelirken, GETAT kök nedenleri hedef alarak tam bir iyilik hâline ulaşmayı sağlar. Son yıllarda yapılan klinik çalışmalar ve bilimsel araştırmalar, bu yöntemlerin etkinliğini ortaya koymuştur. Ancak her bireyin sağlık durumu farklı olduğundan, tedavi planlarının kişiye özel hazırlanması büyük önem taşır. [www.turkiyehastanesi.com]

Yetenekli Kalemler'de önceki yazılar...