Kaydet
a- | +A

Ben yılkı atlarını sahiplerince terk edilen, kışın beslenme masrafından kurtulmak için doğaya salınan hayvanlar olarak biliyordum... Yanlış değilmiş bildiklerim ama yeterli de değilmiş. Sonra bir mevzu olduğunda bakayım dedim. Bilgi güncellemek de iyi bir şeydir. “Biliyorum” diyerek nice bilgi beynimizde eskir, hatta yanlış olarak tortulaşır da haberimiz olmaz.

Yılkı kelimesi zaten at anlamında at sürüsü anlamında da kullanılıyormuş. Dede Korkut hikâyelerinde, Orhun Abideleri'nde yılkı kelimesi geçiyormuş. Günümüzde ise doğaya terk edilen veya doğada büyüyen yabanileşen atlara deniliyormuş...

Bu atlar, evet sahipleri tarafından masraftan kurtulmak için veya kendine fayda sağlayamayacağı düşünülerek tabiata salınıyormuş. Atın vefakârlığına karşı sahibinin vefasızlığı ayrı bir konu... Ah zavallı atlar tabiatta kendi başına bir hayat mücadelesine girişiyormuş... Ölen ölür kalan sağlar bizimdir tarzında bu atlardan yaşayanlar evcilliği unutuyormuş. Bana göre sahiplerine kahrediyorlardır... Zamanla kendi aralarında çoğalıyorlarmış. Yavruları ise tamamen doğaya uyumlu yılkı oluyormuş... Bu atlar daha çok Orta Anadolu’nun o sert ikliminde kendi başına hayatta kalma mücadelesi verdiği için güçlü yapıya sahip oluyorlarmış. Tırnakları daha minik ama sert zemine daha uyumlu imiş. Peki yılkı atları denildiğinde sembolik olarak akla gelen ne mi? Özgürce yaşamak. Güçlü olmak. Dayanıklılık. Her biri Anadolu’nun yalnız atları çünkü...

Doğanın sahipsiz ama kendi başına, kimseye minnet etmeyen bu atları sürüler hâlinde dolaşırken nice fotoğrafçının nice turistin görmek istediği görüntülemek istediği bir panorama oluşturuyorlarmış. Yılkı atları, tek başına hayatta kalma mücadelesi verecek olanlar için bence önemli bir örnek...

Elif Azra Çelebi

ŞİİR

Emanete sadakat...

Sadaka, Allah'a sadakatin nişanesi...

Daha hayırlıdır, gizli verilmesi...

Kötülüklerden korunma,

Günahlardan bağışlanma vesilesi...

Sadakaları sadaka yapan,

Allah'ın rızasını kazanma niyeti...

Kendilerini Allah yolunda,

İlim ve mücadeleye adayanlara

Öncelikle verilmesi,

Allah'ın emri...

Servet bir emanet...

İnfak etmek,

Sadaka vermek,

Emanete sadakat...

Zenginlerin zekât vermemesi,

Emanete ihanet...

Sonunda gelecekleri yer ahiret...

Sadakaya on kat,

Karz-ı hasene on sekiz kat

Mükafat var...

Bunu ancak iman eden bir toplum yapar...

Ak akçe kara gün içindir...

Zekât ve sadaka,

En kara gün hesap günü içindir...

Şair Hasan Kaya-Antalya

ESKİMEZ KELİMELER

KARZ-I HASEN: Bir menfaat karşılığı olmadan faizsiz verilen borç.

MÜKAFAT: 1. Bir başarının, iyi ve güzel bir davranışın karşılığı olan şey. 2. Yarışmalarda kazananlara verilmek üzere ortaya konan şey, ödül.

EMANET: 1. Güvenilir bir kimseye saklaması veya birine teslim etmesi için bırakılan şey veya kimse, vedia. 2. Bir eşyanın belli bir süre sonra alınmak üzere bırakıldığı yer. 3. Geri alınmak üzere birine verilmiş olan.

NİŞANE: İşaret, alâmet, belirti.

MÜSTEHZİ: Alay etmekten hoşlanan (kimse), alaycı.

MÜNTESİP: 1. İlgisi olan, alâka ve ünsiyet peyda eden. 2. Bir işe, bir mesleğe girmiş olan, bir kurum veya topluluğun kadrosu içinde yer alan kimse.

İNFAK: 1. Nafakasını verme, besleme, geçindirme, yedirip içirme. 2. (Hak yolunda) Malını harcama, sarf etme.

Yetenekli Kalemler'de önceki yazılar...