Köylerden şehirlere, müstakil evlerden apartmanlara… Doğup büyüdüğüm ilçede ilk defa bir apartman yapıldığında hayranlıkla izlemiştik. Acaba hangi şanslı insanlar orada yaşayacaktı? İlkokul arkadaşımın babası oradan bir daire aldığında arkadaşım kim bilir ne kadar sevinmişti…
Yıllar içinde estetik mimariden uzak dikey binalar çoğaldıkça, çirkinleşen görüntüsüyle ve keşmekeşe dönüşen yapısıyla modern(!) kentlerdeki insanlar maalesef ki pişmanlık yaşamaya başladılar. Eski de olsa küçük de olsa müstakil evlerde yaşamanın kıymeti mekân değiştirince anlaşıldı. Her ne kadar insan rahatına elverişli görünse de tecrübeler gösterdi ki; sitelerdeki hapis gibi bir apartman dairesine mahkûm olan insanların iç huzuru bozuldu. Komşuluk zayıfladı, yalnızlık ve yabancılaşma kaçınılmaz oldu.
Kırk elli sene öncesinde insanlar, daha güzel bir hayat yaşama hayaliyle, geçim derdine çare kapısı olarak gördükleri şehirlere gitme fırsatı beklediler.
Oysa gerçekte aşırı kalabalığa, yoğun trafiğe, yalnızlığa ve sıradan ilişkilere dönüşecek olan o dünyadan habersizdiler. Gitmekle o kalabalıkları artırarak huzurlu bir hayat yerine çilelere “merhaba” diyeceklerini nereden bileceklerdi? Çünkü önden gidenler kalanlara "buraya gelin" diyorlardı. Ve onlar, her şeye rağmen gittiler…
Peki, göçün neticesinde neler oldu?
Şehirlerin bu saf, temiz Anadolu insanlarının beklentilerini karşılaması bir yana, onları kirlenen yaşantısında eritti. Üstelik birçoğu hayal kırıklığı içinde hüsrana uğradı. Betonarme yapılar, devasa binalar, topraksız asfalt zeminler, kısıtlı yeşil alanlar ve her gün yollarda trafik işkencesi…
Geri dönmek mi zor, burada kalmak mı?
Madenci-İzmir
ŞİİR
Yedisinde neyse...
İnsanoğlu çiğ süt emmiş ya malum,
Yedisinde neyse, yetmişinde o!
Zalim bazen sürçer, sanılır mazlum,
Yedisinde neyse, yetmişinde o!
Kiminin tıyneti bu imiş meğer,
Değersize verme fazlaca değer,
Eşeğe vurulsa altından eyer,
Yedisinde neyse, yetmişinde o!
Gördükçe namerdin rüsva hâlini,
Hayrete düşüp de yutma dilini,
Kolunu da ister, versen elini,
Yedisinde neyse, yetmişinde o!
Tilkice kendini kurnaz sanırmış,
Gördü mü safları hemen tanırmış,
Kadim yalanına pek inanırmış,
Yedisinde neyse, yetmişinde o!
Aklını takar da çöpün ucuna,
Bir suç daha ekler galiz suçuna!
Ne hayâ ne akıl yok ki gocuna,
Yedisinde neyse, yetmişinde o!
Hâsılı evladım fikir et her şeyi,
Dost edinme aman cimri kimseyi,
Taksa da inanma masum kisveyi,
Yedisinde neyse, yetmişinde o!
Fatma Macit
DUYGU DAMLASI
MİZAHIN İZAHI: Mizah insanları güldürmeye, eğlenmeye iten, yer yer ince espri ya da eleştiri içerebilen bir türdür. Burada bir sıkıntı yok sanırım çünkü çoğumuz az çok tanımını biliyoruzdur… Herkesle aynı düşünmek zorunda değiliz. Herkesle aynı şeyi dile getirmek zorunda da değiliz. Neticede insanız ve hepimizin yolu, hayatı farklı. Ama bunun yanında hepimiz teker teker bir toplumu meydana getiriyoruz ve toplumların bazı değerleri vardır. Din gibi, dil gibi, vatan gibi… Tabii ki bunlarda da farklı düşünceler olabilir ve bunu bir saygı çerçevesinde belirtmekte sorun yok. Lakin toplumun kırmızı çizgisi olan değerleri hakkında yapılan en ufak şaka bile kaldırılamazken bu değerleri mizaha konu yapmak insanların damarına basmaktır. Bunu düşünce özgürlüğü olarak açıklayamayız. Tamam, düşünmekte özgür kalabilir istediğimizi düşünebiliriz belki ama bunu ifadeye döktüğümüz zaman bu toplumu da ilgilendirmeye başlar. Ve ifade özgürlüğümüz bir başkasının sınırına kadardır. İfadelerimiz toplumun değer hudutlarını aştığı an onların bizi anlamasını bekleyemeyiz…
Mizahı olmayan şeylerin yalnızca izahıyla yetinebildiğimiz günler dilerim. [BETÜL B.]

