Bir tarihte bulunduğum ilçede arkadaşlar denize girerken hasta olduğum hâlde ben de girdim. Öğrenilmiş korkuma göre hastalığın ilerlemesini beklerken, ertesi gün kendimi öyle hissettim ki, sanki günlerce hastalık çekmemişim. Bunu bir alanında uzmana sorduğumda “hastalık etkisini kaybetmek üzereymiş” demişti. Ne diyelim, başarı bütünseldir.
Denildiğine göre Yunanistan’da insanlar hastalandığında doktorlar ve çevre denize girmeyi öneriyorlar. Japonya’da hastalandığınızda doktorlar orman yürüyüşüne çıkmanızı söyler. İspanya’da doktorlar ve diğer insanlar güneş ışığı almanızı söyler. Britanya Kolumbiyası’nda doktorlar akıl hastalığı olanlara doğa parklarına gitmesini önerirler. Yine Yunanistan’da hiç kimsenin mide rahatsızlığı çekmediğini dünya sağlık teşkilatı fark edip araştırdığında hiç kimsenin taze ekmek tüketmediğini tespit etmiş. Orada çöp konteynırları çevresinde ekmeğin zerresi bulunmazmış.
Şimdi başka bir sahil ilçedeyim. İnsanlar denize girerken güneşten korunmak için olmadık çarelere başvuruyorlar. Şemsiyeyi bile korunmada yeterli bulmuyorlar. Sahiller nem oranı yüksek yerler. Bu ölçüm romatizmayı azdıran bir oran. Kendisini dükkanında ziyaret ettiğimiz bir kişi “öğleden sonra yağış var” demişti. Nereden anladın dediğimizde dizlerine gelen ağrıdan anladığını söylemişti.
Güneşin altına oturun. Işınların ve ısının içinize girdiğini ve derinlere indiğini, kan hücrelerinize dokunduğunu ve kemiklerinize kadar ulaştığını hissedin. Güneş hayattır, hayatın kaynağıdır. Ruh ve beden uyumunu tedavi için çok önemli buluyor tıp otoriteleri. Bunun için de insanın doğadan bir parça olduğunu bilerek doğa ile uyumlu yaşamasını öneriyorlar. Sağlığınız için doktorunuza danışınız.
Mustafa Ali Mahdum
ŞİİR
Efendim
Sizi öven güzel söz baldan tatlı, velâkin,
Size söylenen kem söz, dağdan ağır Efendim...
Size ırak gönüller, neye eylemiş yakîn,
Sizi duymayan kulak elbet sağır Efendim...
Bugün talebe seçse Hacı Bayram-ı Veli,
Teslim olan üç beşi yine geçmez Efendim...
Size kusur mu bulmuş, bilmem hangi zır deli,
Aklı olan mürşide ölçü biçmez Efendim...
Vallahi de kazanır dü cihan saadeti,
Billahi de kazanır, sizi seven Efendim...
Niçin tercih etmekte şu kullar şekaveti,
Billahi iflah olmaz size söven Efendim...
Kesilse müstahaktır size uzanan diller,
Bu elim şekavete şeytan şaştı Efendim...
Silemez bu lekeyi ne yağmur ne de seller,
Küfür taştı taştı da haddi aştı Efendim...
Sevgiliye denen söz seveni incitirmiş,
İncindi seven gönlüm, tâ derinden Efendim...
Bir gönül ki içinden imanını yitirmiş,
Oynasa yeri vardır yer yerinden Efendim...
Bedbahtlık ne büyük gaf, düşmek bir anlık mesel,
Ben bu üzüntü ile düştüm sayrı Efendim...
Asla ziyade değil, aksa gözlerimden sel,
Düşürmesin Rabbimiz sizden ayrı Efendim...
Fatma Macit
TARİHTEN BİR YAPRAK
İPEK YOLU: Asya üzerinden Anadolu ve Avrupa’ya bağlanan tarihî kervan yolu. O dönemde en çok taşınan ticaret eşyası ipek olduğu için, bu yola İpek Yolu adı verilmiştir. İpek Yolu milâttan önce kullanılmaya başlandı. İpek Yolu esasında Antakya’dan başlayıp İran ve Afganistan’ın kuzeyinden geçerek Pamir Ovasına kadar varırdı. Burada Taş Kule denilen yerde batıdan gelen ticari mallar, doğunun mallarıyla değiştirilirdi. İpek Yolunun bir kolu Baktriya yolundan Hindistan’a gider, başka bir kol da Batı Türkistan’ın güneyinden geçerdi. Doğu Türkistan’a Taklamakan Çölünün güneyinden veya kuzeyinden geçilirdi. Bundan sonra iki yol tekrar birleşerek Doyang bölgesine uzanırdı. Baktriya, günümüzde Afganistan, Özbekistan ve Tacikistan'ın bir parçası olan bölgede, Hindikuş Dağları ile Amu Derya yani Ceyhun Nehri arasında yer alan bölgenin tarihsel adıdır. İpek Yolu kültür tarihinde de önemli bir rol oynamıştır. İnsanlar bu yolla birbirlerinin sanat, ahlâk, örf ve âdetlerinden de karşılıklı etkileşimde bulunmuşlardır.

