Son zamanlarda gençlerimizin ciddi bir manevî boşluk içinde olduklarına hep birlikte şahit oluyoruz. Bu boşluk kimi gençte samimi bir arayışa dönüşüyor; inancını sorguluyor, tahkik etmeye çalışıyor. Kimisi bu sorgulamanın içinde yolunu kaybediyor. Aslında mesele yeni değil, yeni olan, bu boşluğun artık gizlenemeyecek kadar görünür hâle gelmesi.
İnsan, boşlukla yaşayabilen bir varlık değil. Fıtratı buna izin vermiyor. İçimizde anlam arayan, adalet isteyen, dayanacak hakikat arayan bir taraf var. İşte o taraf, susturuldukça başka yollar buluyor kendine. Bugün “karma”, “evrenin mesajı”, “enerji” gibi kavramların bu kadar rağbet görmesi boşuna değil. İnsan, Rabbe iman ihtiyacını başka isimlerle ifade etmeye çalışıyor. İtaatin yükünden kaçarken, inancın huzurunu arıyor aslında. Mutlak inkârın insanı tükettiğini sezdiği için, belirsiz bir inanç alanına sığınıyor!..
Çünkü inanmak, insanın fıtratında var. Reddettikçe fıtratıyla kavga ediyor. O kavga da insanı oradan oraya çarpıyor. Bugünkü savrulmanın önemli bir kısmı, işte bu fıtratı arama hâlidir.
Eskiden yaşamak, üzerinde düşünülen bir meseleydi. İnsan ne yaşadığını, niçin yaşadığını, nereye gittiğini merak ederdi. Âlimlere sorar, büyüklerin kapısını çalardı. Bugün ise hız var. Hızın doğurduğu bir haz kültürü var. Her şey çabuk olsun, hemen olsun, derinleşmeden tüketilsin isteniyor. Böyle bir zeminde insanın ince duygulara inmesi, kendini dinlemesi, kalbini yoklaması zorlaşıyor.
Manevî danışmanlık meselesi çoğu zaman yanlış anlaşılıyor. Bu alan, psikolojiden tamamen ayrı bir şey değil. Varoluşsal sorgulama, her insanın hayatında mutlaka karşılaştığı bir durak. Kim hayatını, acısını, geleceğini sorgulamaz ki? Bu sorgulamalara en tutarlı cevap ise insanı yaratan Allah tarafından veriliyor.
Gençliğin ihtiyacı daha fazla hız değil; daha fazla haz hiç değil. Gençliğin ihtiyacı, fıtratını hatırlamak ve ona uygun bir hayatla buluşmak.
Selman Devecioğlu
ŞİİR
Müslüman Türk milleti
Anadolu'muzun insanı farklı
Farklı akıllımız, delimiz bizim
Bükülmez bilekler olunca haklı
Cihanı titretir elimiz bizim
Bizde Ulubatlı bitmez âlemde
Bayrağa renk vermiş alımız bizim
Seyit’in izleri vardır güllemde
Düşmanı savurur yelimiz bizim
Bitmez üçü beşi yedisi kırkı
Dervişi sofisi gülümüz bizim
Kalp gözüyle gören yurdumun farkı
Bitmez Hak askeri velîmiz bizim
Mazluma Yunus'uz, zalime Yavuz
Kâh nahif kâh serttir dilimiz bizim
Bu millet ümmete oldu kılavuz
Rahmetle anılır ölümüz bizim
Güzümüz başkadır kışımız başka
Başka boranımız dolumuz bizim
Baharla yazımız getirir aşka
Evrende başkadır hâlimiz bizim
Şanlı Osmanlının torunlarıyız
Kıtaları aşar kolumuz bizim
Yavuz'un Fatih'in yarınlarıyız
Peygamber izidir yolumuz bizim
Durmuş Tunacık
KELAM-I KİBAR KİBAR-I KELAMEST
(Büyüklerin sözü, sözlerin büyüğüdür)
Din büyüklerimiz buyurdular ki: "Bir Müslümanın hayatta bir gün dahi olsa, sıhhatle, âfiyetle, aklı başında olarak, ağız tadıyla yaşaması, en büyük devlet ve nimettir. Çünkü bu sıhhat ve âfiyet, geçicidir. Öyle bir gün gelir ki, insan, ağrıların ve sızıların arasında ümitsiz hâllere düşebilir. Ama iyileştiği zaman, maalesef o günleri gene çabucak unutur. Allahü teâlâ kendisini hatırlatmak, verdiği nimetlerin büyüklüğünü göstermek için, müminlerin başına bazen sıkıntılar, üzüntüler verir. Vermese daha iyi olmaz mı? Bir; Allahü teâlâya, yaptığı işlerden dolayı sual sorulmaz. Mülkün sahibi, O'dur. İki; dinimiz buyuruyor ki: Bu dünya imtihan yeridir. Bu dünya, devamlı kalınacak yer değildir. Bu dünya, ahiretin tarlasıdır. Bu dünyada ne ekersen, ahirette onu biçeceksin."

