Kaydet
a- | +A

En güzeli elbette annenizin mis gibi kokan çorbası…

Çorba denildiğinde kiminizin aklına mercimek çorbası, kiminizin aklına tarhana çorbası gelir kiminiz ise “geç onları sen bizim yörenin çorbasından bir kâse içsen bir daha unutamazsın” diye haklı bir övünç duyar…

Çorba tadındaki bu yazımızı; o ağzınıza layık çorba kültürümüzün, Türk mutfağının gerçekten çok önemli zenginliklerinden birisi olduğu kadar sağlığımız açısından da ne kadar önemli olduğunu paylaşmak için düşündük…

Atalarımız ne demiş: “Tatsız çorbaya tuz neylesin, akılsız başa söz neylesin?”

Öte yandan inanç kültürümüzde de çorba için “tekkeyi bekleyen çorbayı içer” demişlerdir.

Çorbanın mütevazı bir yönü de vardır… En yakın misafiriniz de olsa “buyur bir çorba içelim” diye davet edersiniz evinize…

“Çaya çorbaya limon!” diye bağıran pazarcımız mutfakta ilk akla gelenin çorba olduğunu haykırır aslında… Düğünde olsun iftarda olsun bütün mükellef sofraların ilk yemeği çorbadır…

İyi de nedir bu çorbadaki cazibe?

Niçin önce gelir çorba?

Niçin binbir çeşit lezzet olsa da ana yemekler başkadır çorbanın yeri başka?

Ne hikmet vardır çorbada?

Siz bakmayın çorba hangi tür olursa olsun su katılarak pişirilen bir yemek denildiğine. Çorba pişirmek başlı başına bir marifettir.

Biraz kendimizle övünç duyup tarihte çorbanın medeniyetin beşiği olan Anadolu’dan çıktığı yönünde ciddi kanıtlar olduğunu söylesek de doğrusu mutfağımızda önemli bir yeri olan mercimeğin köklerinin Orta Asya’ya kadar uzandığını da görmezden gelemeyiz.

Hatta genlerimizdeki vazgeçilmez işkembe çorbasının kökeni de hayvanların iç organlarının kıymetli olduğunu bilerek saklayan ve kullanan göçebe atalarımızın bir kültür mirasıdır. Bunlara bir de at sırtında göçebe hayatı yaşayan atalarımızın başlıca yiyeceklerinden olan yoğurttan elde edilen tarhanayı da eklemek gerekiyor. Demek ki çorba bizim tarihten beri soframızın baş tacıdır… Ve atalarımız bütün hayatları boyunca yani çocukluktan ölünceye kadar çorbadan hiç vazgeçmemiştir...

 

 

ŞİİR

 

 

                 AŞKIMA

 

Aşkın ile kavruldum, sular gibi duruldum

Peşinden çok yoruldum, aç gönlünü ben geldim.

 

Aç kapıyı ne olur, yoksa güllerin solur

Herkes ettiğin bulur, aç gönlünü ben geldim.

 

Perdeleri çekmesen, başka eve gitmesen

Ne olur biraz sevsen, aç gönlünü ben geldim.

 

Işıkları söndürme, deli gibi döndürme,

Yaşar iken öldürme, aç gönlünü ben geldim.

 

Duy yalvaran sesimi, kesmesen nefesimi

Kırma aşk hevesimi, aç gönlünü ben geldim.

 

Mektup yazdım okusan, gönlüme bir dokunsan

Yaşayamam sen yoksan, aç gönlünü ben geldim.

 

Haberciler boş döndü, gönül güneşim söndü

Aklım, fikrim hep öldü, aç gönlünü ben geldim.

 

Gece kuşu olmuşum, sokağına konmuşum

Seninle yok olmuşum, aç gönlünü ben geldim.

 

Yıldızlara imrendim, onlar gibi görmedim.

İnan böyle sevmedim, aç gönlünü ben geldim.

 

Aya güneşe baktım, adını güne taktım

Aşkın şemini yaktım, aç gönlünü ben geldim.

 

Dilim lal oldu inan, dilerim senden aman

Unutturmadı zaman, aç gönlünü ben geldim.

 

Mecnun Leyla sevmemiş, aşk kadrini bilmemiş

Sevenler hiç gülmemiş, aç gönlünü ben geldim.

 

Aslı Kerem nam salmış, hepsi sınıfta kalmış

Bir yokmuş ha varmış, aç gönlünü ben geldim.

 

Ferhat Şirin aşkını, ne bilsinler farkını?

Âşıkların şaşkını, aç gönlünü ben geldim. 

 

Tarihte hikâye bol, arama sevdamı bul

Böyle mi sever bir kul, aç gönlünü ben geldim.

 

İstikbalde olur mu, böyle âşık kalır mı?

Muradını alır mı, aç gönlünü ben geldim.

 

Beklemekten usandım, himmetine yaslandım.

Sanırdım ki aslandım, aç gönlünü ben geldim.

 

Şikâyet maksadım, değil asla sultanım

Bir avcıya avlandım, aç gönlünü ben geldim.

 

Arz ederim hâlimi, sormayın ahvalimi

Alırsın vebalimi, aç gönlünü ben geldim.

 

Muhibbî “Hürrem” dedi, Avni neler söyledi?

Selim neler neyledi, aç gönlünü ben geldim.

 

Fuzuli, Baki, Nabi, ben gibi değil tabi

İhsan eyle, Ya Rabbi, aç gönlünü ben geldim.

 

Çok yazmış, Şeyh Galip, aşka olmadı talip

Sensin gönlüme hatip, aç gönlünü ben geldim.

 

Hafız-ı Şirazî’yi, âşık sandılar iyi,

Tartmadı teraziyi, aç gönlünü ben geldim.

 

Hayali hayal kurar, Nefi suratın asar

Gönlümde çoktur hasar, aç gönlünü ben geldim.

 

Divanın şairleri, şiirin abileri

Doldurdu kabirleri, aç gönlünü ben geldim.

 

Ey sevgili sen kimsin, âşığı öldürürsün,

Yine de sevdirirsin, aç gönlünü ben geldim.

 

Anlamadım aşk seni, güldürmedin hiç beni

Eskisin değil yeni, aç gönlünü ben geldim.

 

Ebu Fehim seversin, her daim “aşkım” dersin

Aşka ömür verirsin, aç gönlünü ben geldim.

 

                                                  Ebu Fehim