Bir sınavı daha geride bıraktık. Bu sınav ne ilk oldu ne de son olacak. Sınav stresi çocuklarda sınav öncesi veya sınav döneminde yaşanan bir korku, gerilimdir. Sınav stresi genellikle başarısızlık, endişe, yoğun baskı sonrası oluşan bir durumdur. Biz ebeveyn olarak çocuğumuzun sınav stresini nasıl fark ederiz:
Fiziksel belirtiler: Sık sık terleme, uyku bozuklukları, karın ağrılar, mide bulantıları, ellerde üşüme, titreme….
Davranışsal belirtiler: Oda ve masa dağınıklığı, bir alanda uzun süre bulunamama, ses yükseltme asi gelme, kurallara uyum sağlayamama...
Duygusal belirtiler: Odaklanma problemi, dikkatini toplayamama, bildiklerini unutma, sınav esnasında yapamama, ön yargılı olup yapamayacağına inanma… Böylesi durumlarda çocuklarımıza nasıl davranmalıyız?
Mükemmeliyetçi olmayın: Öncelikle her şeyin en iyisini yapmasını beklememeliyiz. Çabalayan çocuk zaten yapabileceğinin en iyisini yapar.
Kıyaslama: Çocuğumuzu asla başka bir arkadaşı, akranı ile kıyaslamamalıyız.
Kaygı yansıtma: Kendi endişemizi ve kaygılarımızı asla çocuğumuza yansıtmamalı kontrol altında tutmalıyız. Biz endişemizi çocuğumuza yansıtırsak onu bir çıkmaza sokarız. Beklentilerimizi çocuğumuzun potansiyeline göre ayarlamalıyız.
Nefes egzersizleri: Çocuğumuzla sık sık nefes egzersizleri yapalım, doğada yürüyüş yapıp bizimle baş başa kalmak istemelerini anlayalım. Onların bize ihtiyacı var. Sevgimize, hoşgörümüze, anlayışımıza ve kıyaslamamamıza ihtiyaçları var.
Doğru planlama: Her çocuğun çalışma prensibi farklıdır. Çalışma hayatım boyunca kimi çocuk uykusundan feragat edip erken kalkıp tekrar yapar, kimi çocuk geç saate kadar çalışıp sessiz tekrar yapar, kimi çocuk destek ile çalışmak ister. Çocuğumuzu iyi tanımalı ve ona göre plan yapmalıyız.
Olumsuz düşünceler: Olumsuz düşünceleri hayatımızdan çıkarmalıyız.
Tuğba Kaynak-Çocuk Gelişim Uzmanı
ŞİİR
Sevdandan...
Kalk ve adını koysunlar o kurşuni bakışlara,
Evvela gözlerine bir isim bulsunlar,
Sevmeyi ilk defa senden öğrenen çocuklar.
Benim kalbimden kaçtığın gibi,
Onların gözlerinden öyle kaçma,
N'olur kaçma. Görünce seni,
Gül mevsimi geldi desinler,
Güneşi gülüşünde bulup da,
Ayı kirlettik diyerek.
Geceye borçlu düşmesinler,
Kalbinin altında uçurtma uçursunlar,
Bütün rüzgârları göğsünde dindirerek,
Uyusunlar senden ninniler dinleyerek
Nedensiz bir tebessüm konsun dudaklarına
Ansızın dal uzaklara,
Bir çocuğun kalbiyle sevmek
Nasıl bir şeymiş,
Anlatsın sana yüreğim.
Çareyi göster,
Zehrini de dermanını da sen ver
Bu derdi şakağıma dayayıp
En derine gömeyim
Gömdüğüm yerin başında durup,
Yine sevdandan öleyim.
Mehmet Emin Gülicem
TARİHTEN BİR YAPRAK
İSTANBUL KUŞATMASI: 1422 yılında Osmanlı Sultanı İkinci Murat Han (1421-1451) tarafından dört ay kadar süren çok şiddetli taarruzların yapıldığı kuşatmada, her türlü savaş taktiği ve zamanın teknik imkânları kullanıldı. Mihaloğlu Mehmed Beyin 10.000 akıncı ile başlattığı kuşatmaya, İkinci Murat Han büyük bir orduyla katıldı. Marmara’dan Haliç’e kadar bütün kara surlarının kuşatıldığı bu seferde, Murat Han, Topkapı ile Edirnekapı üzerinde taarruzlarını sıklaştırdı. Surlara yakın, kalın tahtalardan üzeri topraklarla örtülen siperler yapıldı. Surların yüksekliğinde demir tekerlekli araçlarla hareket ettirilen ahşap yapılı yürüyen kuleler ile surlara yaklaşıldı. Kuvvetli topçu atışları ve lağım kazılmak suretiyle bütün imkânlarla kuşatma devam ettirildi. Âlim ve keramet sâhibi, Emîr Sultanın sefere katılması, ordunun maneviyatını yükseltti. İstanbul’un düşmesi an meselesi hâline geldi. Bizanslılar kadını erkeği dâhil bütün ahali ile şehri savundular. Meşhur Bizans entrikası tatbik edilerek, Anadolu’da Osmanlı’ya karşı ittifak tesis edilince, iki düşmanla uğraşmanın güçlüğünden kuşatma kaldırıldı.

