Kaydet
a- | +A

Türkiye ve diğer Türk Cumhuriyetleriyle Türk topluluklarının, ulusal tanıtma ve kamuoyunu etkileme gücü konusunda, 21. Yüzyılda yeni bir yapılanmaya çok acil ihtiyacı var. Bu ihtiyacın önceliği, Azerbaycan-Türkiye ortaklığında, 27 Eylül-10 Kasım Dağlık Karabağ Kurtuluş Harekatı’nda da gözlemlenmişti. Türk Dünyasının uluslararası gündemleri belirleme ve etkileme gücü, etkinlik kapasitesi yetersiz kalmış, haklının hakkı görsel ve işitsel araçlarla insanlığın vicdanına yeterince duyurulamamıştır.

Önce biz Müslümanlar kendi aramızdaki “İslami fobimizden” kurtulalım. Çünkü biz tek bir ümmet olma akıl ve iradesi ile değil, dağınık ve parçalanmış inançlarla yalnızlık içinde mücadele veren bir ümmetçilik oyununa dalmış durumundayız.

Türk Dünyası Diasporası konusunda kongre, konferans, panel ve toplantılar yapılmış olsa da bütün bu çalışmaların devlet güdümü ve desteği hiçbir zaman stratejik planların bir parçası olarak görülmemiştir. Yumuşak ve en etkili gücü “Türk kültür bütünü” olan Türkiye’nin, diaspora faaliyetlerini örgütleyememesi, örgütlenmeyi sadece dinî alanda başarmaya çalışması, kendi beyin gücü potansiyelinin özellikle Amerika, Avrupa, Orta Doğu, Afrika ve diğer ülkelerde belirleyerek bu gücün bulundukları ülke sektörlerinde kuracağı ilişkiler ağını uluslararası kurum ve kuruluşlardaki etkinliklerine yansıtamaması, 21. Yüzyıl bilgi ve iletişim çağının gereklerini kullanamaması demektir.

Hiç olmazsa Avrasya’daki ticari ve ekonomik yatırım ortaklarının temsilcileri ile yılda bir kez turizm bölgelerimizde tatil ortamında toplantılar yapılmasını destekleyerek başlayabiliriz küresel lobiciliğe! Böyle küçük işlerin yapılmaması bile ülke tanıtımı ve diasporanın temellerinin atılmaması adına çok büyük bir ihmaldir. Avrupa’da ve Amerika’da yükselen Türk-İslam düşmanlığını kıracak bu gibi girişimlerle ortak akıl çerçevesinde, Türkiye ve Türk Dünyası lehine lobi ve diaspora gücünün organizasyonlarına imkân sağlanacaktır.

          Cengiz Aslan/Araştırmacı

ŞİİR

         Ben miydim?

Bulutlar ışıldardı batıdan

Küskün gökyüzü gülkurusu

Ortası kızıllıktı

Öyle çetin öyle hırçındı ki deniz

Düşünmek fırtına uğultusu

Beklemek yangın yeri…

Denizin kıyısında bir iskele

Patiskaya benzerdi ve de zarifti

Göz alıcı kahvesi

Sabahın eşsiz bir çağlayanıydı.

Gitmezdi yalnızlar bilmem kaç yaz

Beklediği o güzel kim bilir kimdi?

Biz de severdik beklemeyi delicesine

Hem de kimsenin bilmediği demde.

Kavuşmamız sanki diğer sonbaharda

Veya başka bir kışladaydı.

Beklemek yalnız dağ başında

Varsayımlarla yıkanan bir evdi.

Sevmek kuşun kanadındaydı belki de

Öyle derlerdi kavaklığın gölge yerinde

Uğrar mıydı bilmem bizim yaşlı iskeleye?

Göklerden süzülüp konmaktı dönüşü

Veya ağaçlardan dönmekti aynı yere.

Bir kuşu gökyüzüne salmaktı sevmek

Arkasından çizgili gülücük sürmekti.

Ağaçların arkasından dönünce üzülmekti.

Beklerken geceleri pencereden yıldızlara

Saçlarını ağartmaktı sevmek.

Ben miydim o kuşu salan?

Ben miydim kara bulutlarda süzülmesini izleyen.

Yağmurların ortasındaki pencereden akışını izlerken,

Neredeydi sevmek.

Kavgam, neşem.

Özlemim yüzdüğü bulutlarda mıydı şimdi?

Dönmedi daha,

Daha orda.

Gökyüzünde...

                   Salih Sezgen

KISA KISA… KISA KISA…

        SUSMAK

Bazen susmak ister insan, sonsuza dek tek kelime bile etmeden durmak ister... Sustuğu zaman düşünür yaptığı hataları, kararlarını kazandıklarını, kaybettiklerini. Aslında susarken o kadar çok şey söyler ki, sadece gerçekten duymak isteyenler duyabilir onu, anlamak isteyenler anlayabilir sadece...

Aslında susmadan önce çok konuşmuştur o kişi, ama kimse dinlemediği için en sonunda çareyi susmakta bulmuştur. Aslında hâlâ konuşmak, anlatmak ister ama korkar, ya beni yine dinlemezlerse diye düşünür ve asla cesaret edemez yeniden konuşmaya...

Çevremizdeki susan insanlar aslında hep konuşmuştur ama biz duymamışızdır bir türlü, duymak istememişizdir. Çevremiz susan insanlarla dolmasın, soralım, konuşalım. Çünkü yarın konuşmak için çok geç olabilir. Enes Babayiğit