BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Bayram soframızın lezzetli misafirleri

“Bayram temizliği” ya da bayram öncesi temizlenmek anlamına gelen “Bayram suyuna girmek”, “Bayram alışverişi” gibi gelenekler çok eskilerde kaldı. Ramazan ayının gelişindeki heyecan, oluşturduğu duygusal çağrışım ve gelen Ramazan Bayramı sevinci. Hakikaten bu duyguları yaşayan kaç kişi kaldı?

BAYRAM sözcüğünün Türk Dil Kurumu sözlüğünde ve diğer birçok kaynaktaki ortak anlamı “sevinç, neşe, eğlence”. Kaşgarlı Mahmud’un Divanü Lügat’it Türk adlı eserinde de “BAYRAM” sözcüğü aynı anlamda verilmiş. Kaşgarlı Mahmud, sözcüğün aslının “BEDHREM” olduğunu, bu sözcüğü Oğuzların “BEYREM” şekline çevirdiklerini belirtir. Bayramlar ismi gibi sevinçli, neşeli ve eğlenceli mi? En azından son iki yıldır malum Covid-19 gölgesi altında buruk geçti. Ancak son on, on beş yıldır bayramlar bizler için hakikaten sevinç ve neşe demek miydi acaba? Hadi bir hafızamızı yoklayalım.
Biliyorum ki öyle artık “Bayram temizliği” ya da bayram öncesi temizlenmek anlamına gelen “Bayram suyuna girmek”, “Bayram alışverişi” gibi gelenekler çok eskilerde kaldı. Böyle bir beklenti de yok; ama bayram günlerinde akrabaların, komşuların ve dostların ziyaret vesilesiyle bir araya gelmesi gibi alışkanlıklar da yok olmaya yüz tuttu. Aslında bu üzerinde çok konuşulmuş bir konu. Şimdilerde insanların bahanesi hazır: uzun ve yorucu çalışma temposundan dolayı üç beş günü geçen bayram izinlerini tatile çevirmek olarak söylense de pek inandırıcı değil.  Sanki eskiler çalışmıyor, hep yatıyorlarmış. Kısaca birçok şeyden uzaklaştığımız gibi geleneklerimizden de uzaklaştık. Hatta ziyaret edilecek komşu bile yok. Sözüm ona “MODERN DÜNYA”.
Ramazan ayının gelişindeki heyecan, oluşturduğu duygusal çağrışım ve gelen Ramazan Bayramı sevinci. Hakikaten bu duyguları yaşayan kaç kişi kaldı? Çok eskilere gitmeyelim, biraz keyiflendireyim sizleri. Ben kendi evimizdeki bayram yemeklerini anlatayım. Belki de benim aradığım yemeklerden çok   ailece bir arada olma duygusu.
Tokatlı bir aileyiz biz. İstanbul’a taşınma kararı verdiğimizde hâlâ bayramın birçok güzelliklerini birlikte yaşıyorduk. Ramazan Bayramı bir ya da iki gün öncesinde rahmetli babamın alışveriş heyecanı içinde başlardı. Şeker, çikolata falan bunlar babam için çok da önemsenecek şeyler değildi; ama kolonya ve yemekler için yapılacak alışveriş konusundaki hassasiyetini unutmam. Rahmetli babam bana göre tam bir alışveriş ustası idi. Etini kasabın daha içine girmeden kancalara asılı gövdelerden seçebilirdi. Pilavlık pirinç mutlaka baldo, kahvaltıdaki yağ tuzsuz, ama kuzunun kızaracağı ve pilavın üzerine yakılacak yağ tuzlu sarı yağ olacaktı. Etli sarmanın kıyması illaki kuzu but ve dana döşten karışık olmalıydı. Ve diğer detaylar kuş üzümü, dolmalık fıstık. Evde bulunan, zaten salamura edilmiş kehribar renkli narince yaprağı; ancak hem etli sarmalık olacak, yani avucunuzun içi kadar, hem de daha da iri onlar zeytinyağlı yaprak sarmalar için kullanılacak. Durun daha bitmedi; yağlı beyaz peynir, maydanoz. Aslında tüm bunlar standart alışveriş listemiz idi, yani alışveriş listemiz bayram menüsünün ip uçları gibiydi.
Her bayram mutlaka bayram namazına gidilir, sonrasında bütün ev neşe içinde sabah kahvaltısında buluşurdu. Canım annemin her bayram kahvaltı masasında etli yaprak sarması ve su böreği olurdu; ama nasıl bir su böreği. Dışı çıtır çıtır ısırdığınızda ağzınızın kenarından tereyağı sızar, içindeki peynire maydanozun kattığı aroma… Anlatması çok zor. Annemin kendi elleri ile yaptığı kayısı reçeli, kayısı çekirdekleri ile mis gibi kayısı kokar ve Kızılöz köyünden gelme vişneler ile yapılmış vişne reçelinin rengi ise insanın aklını başından alırdı. Kara kovan yayla balı, süt kokan tereyağı, Tahtoba köyünden salamura koyun peyniri ve kahvaltımızın olmazsa olmazı bol maydanoz, dereotu ve oğlan soğanı (ince narin yeşil soğan) ile hazırlanan yumurta piyazı. Unutmadan kahvaltı bittiğinde salonda herkes bayramlaşır, sıra ile babam ve annemin, abi ve ablaların eli öpülürdü.
Öğle yemeklerimizi misafirsiz hiç hatırlamam. Öğle yemeği TOYGA ÇORBA ile başlardı. Ama bu çorba üstünde SOHARIÇ denilen bol tereyağında kavrulmuş kuru soğan ve naneli. El büyüklüğünde tereyağında kızartılmış, kendi suyunda pişirilmiş kuzu etinden PEHLİ, öyle pirinci kavurarak falan değil et suyuna salma nohutlu ve tereyağlı pirinç pilavı, evde herkesin kendine almak için mücadele ettiği etli kurutulmuş kemikler ile pişirilmiş etli yaprak sarma ve halis sızma zeytinyağında parlayan zeytinyağlı yaprak sarması ile devam eder, bol cevizli tereyağlı YUFKA TATLISI ile son bulurdu. O kadar misafir ağırlanırdı bizim yemekler bitmezdi sanki. Hakikaten bir bereketi vardı bayram sofralarının.
Bizim evde en büyük münakaşa bayram öncesi alınan malzeme yüzünden yapılırdı. Rahmetli annem malzemenin çok alınmasından şikâyet eder, ama babam yine bildiğini okurdu. Eğer çok beğendiği bir et olursa hakikaten abartırdı. Öğle ve akşam yemeklerinde misafirler genelde yakın, uzak akrabalardan olur, kalan saatler komşuların ziyaretleri ile geçerdi. Büyük amcam Ankara’da yaşardı. Diğer amcamı da maalesef erken kaybettik. Babam ailenin en büyüğü olduğu için bayramlar genelde evde geçerdi.  Ne güzeldi ne keyifli idi yapılan sohbetler, az ya da çok paylaşılan lezzetler.
Hayat nefes aldığımız kadardır. Gerçek olan güzellikler yaşandıkça anlaşılır derler ya bazen kendi çocuklarıma, genç kuşaklara inanın üzülüyorum. Onların anlatacakları anıları olacak mı düşünüyorum.

RESMİN BÜYÜK HALİ İÇİN GÖRSELE TIKLAYIN

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
618935 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/adnan-sahin/618935.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT