BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Genç takılmak, genç olmak bu mu?

Anlat Derdini Feridun Ağabeye
Anlat Derdini Feridun Ağabey'e
Facebook
Feridun Ağabey, bir ebeveyn olarak üzüntümü bu köşeden kendi evlatlarım başta olmak üzere gençlerle paylaşmak istiyorum. Twitter’i, Facebook’u, Youtube’yi İnstagram’ı ve benim bildiğim bilmediğim diğer sosyal paylaşım sitelerini dile getirmek istiyorum.
Tamam artık mektup yazarak haberleşmekten söz etmiyorum. Ama bugünkü gençlerimizin hâline örnek olması bakımından mektubu örnek vermek istiyorum. Bir gençlik düşünün ki sabahtan akşama kadar mektup yazıyorlar, postalıyorlar, gelen mektupları okuyorlar… İşleri güçleri mektup yazmak ve mektup okumak…
Böyle bir gençliğe “siz kafayı mı yediniz?” diye sormaz mısınız? Ya da hangi genç böyle bir çılgınlık içinde olur. Tamam mektup gibi ilkel bir yöntem olmamakla birlikte bu sosyal paylaşım siteleri de günümüzün haberleşme araçları değil midir? Peki biz gençler olarak insanlar olarak birbirimizle haberleşiyor muyuz? Yoksa bu haberleşme araçlarının nesnesi mi oluyoruz?
Nesne miyiz özne mi sorusuna kendiniz cevap verin isterseniz. Niçin okuma ve bir fikir ortaya koymak ve “yazmak” açısından dünya ülkeleri sıralamasında çok gerilerde iken hem de akıllı telefonlarda fink atmada neredeyse dünya birincisiyiz?
Ne oluyor bize de bu kadar konuşuyoruz? Buradan bir paylaşım yapmazsak bunalıma düşüyoruz… Bu kadar konuşuyoruz da neyi çözüyoruz? Kim bu konuşmadan ne fayda sağlıyor? Hangi reel sorunumuza çözüm buluyoruz?
Biz galiba içimizde bastırılmış duygularımızın intikamını sosyal paylaşım sitelerinden alıyoruz. İnsanların yüzüne karşı mertçe söyleyemediğimiz duygu ve düşüncelerimizi bu alanlarda kusuyoruz… Dedikodu sevdamızı buralarda gidermeye çalışıyoruz… Ve daha birçok gereksiz şuuraltı heyecanlarla aslında paylaşım sitelerinde kendimizi paylaşıyoruz… Paylaşa paylaşa yok oluyoruz… Genç olmak özgür olmak eyvallah da… Genç olmak bu mu sahiden?
           Süleyman Çuhadar-Ankara
 
 
Hayat ne güzel… Yaşamak ne güzel
 
“Yıllar, yıllar... Nasıl da çabucak kayıp gittiniz ellerimden… Geçmişte bıraktım mutlu yıllarımı hep birer birer… Mutlu, umutlu coşkulu yıllarımı… Gerçi o zaman da vardı hayal kırıklıklarım, o zaman da vardı hayallerim, özlemlerim, kırgınlıklarım… Ah gençlik… Bir yanı kahkaha bir yanı gözyaşı dolu gençlik… O zaman paylaşmayı biliyorduk biz birbirimizle… Paylaşarak güzelleşiyordu aşkımız, ailemizin birlik bütünlüğü, dostlarımızın yalnızlığı… Onlarla birlikte yaşıyordum yorgun yıllarımı… Bazen kendimi ararken sahil kıyılarında çam ağaçlarının esintilerinde kuytu sokaklarda… Kendimi ararken kaybolduğum gençliğim… Büyüdükçe kaybettiğimi bulduğumu sandığım, buldukça uzaklaştığımı fark ettiğim yıllar…
Bazen yorulup içime kapandığım, bazen heyecanla ataklara kalktığım, bazen koşmaya bazen sendelemeye rağmen düşe kalka yaşadığım güzel yıllarım…
O zaman biz birbirimizi dinliyorduk… Birbirimize söylüyorduk… Birbirimize kızabiliyor, öfkelenebiliyorduk… Ama sonra yine bir arada yine mutlu ve huzurlu olabiliyorduk… Ah gençliğim… Ah gençliğimin insanları… Ah neredesiniz? Bugün bir yanım sevinç, bir yanım hüzün… İnsan olmak her şeye rağmen ne güzel… Hayat ne güzel… Yaşamak ne güzel… Yeter ki hayatı birbirimize sunabilelim… Yeter ki paylaşabilelim…”
         Suzan B.-İstanbul
 
 
Toplum olarak çok kötü besleniyoruz
 
Gıda ambalajlarındaki verileri -gerçi incecik ve okumak için mercek gerektirecek kadar küçük yazıyorlar ama- hiç dikkate almıyoruz. Topraktan çıkan gıdaların bazılarının süper/ilaç/üstün yiyecekler olduğunu son birkaç yıldır sıklıkla işitmeye başladık. Aksine endüstriyel tip besinleri tükettiğimizde obez, alık, tembel, sakar, bunalımlı, hâlsiz, donuk, çirkin bir forma dönüşüyoruz. Hastalıklar da peşimizi bırakmıyor...
50 yaşındayım. Son 10 yıldır, endüstriyel gıdalardan uzak duruyorum. Sağlığım (tansiyon, şeker, nabız...) iyi durumda. Monosodyum glutamat (MSG, Çin tuzu), nişasta bazlı şeker (NBŞ, fruktoz, mısır şurubu), rafine tuz, kepeksiz un, antibiyotik, genetiği değiştirilmiş organizma (GDO) içeren bitkiler, yapay tatlandırıcı, aroma verici, gıda boyası, margarin, BPA, asit, emülgatör (E…), kıvam artırıcı, raf ömrünü uzatıcı maddeler içeren ürünlere yaklaşmıyorum.
Dar gelirli, ortalama Türk insanlarının alışveriş listelerine baktığımızda büyük bir kısmının ise bu endüstriyel tip yanlış ürünlerle beslendiğini gözlemliyoruz. Yanlış beslenme bizim hastalıklarımızı ve ilaç tüketimimizi artırıyor. İlaçların yan etkisi ayrıca başka hastalıklara davetiye çıkartıyor.
           Ali Özdemir-Bolu
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
604262 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/anlat-derdini-feridun-agabey-e/604262.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT