BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Kaybedenler kulübü

Eveeet bir seçimi daha kazasız belasız atlattık. Referandum kıran kırana geçti.
Beklendiği gibi ipi Erdoğan göğüsledi. Bu mutlak bir zaferdir. Ancak muhalefet için de ortada "başarısız" denilebilecek bir netice yok.
Elbette hem AK Parti ve kampanya ortağı MHP, hem de ana muhalefet partisi için ortada çıkaracak önemli dersler var.
Bu bir yarıştı ve sonuçta millet kazandı. Kaybedenler ise belli:
Millet iradesi için denizin kıyısında buluşanlar kazandı, milleti denize dökmeye heveslenenler kaybetti.
Türkiye kazandı; Hollanda, Almanya, Avusturya kaybetti.
Gezi'ye "halk direnişi", 15 Temmuz halk direnişine "tiyatro" diyenler kaybetti.
ANAR, Gezici, Konya, And-Ar, Konsensüs kazandı; yüzde 60'a merdiven dayayan Adil Gür, ORC kaybetti.
"Birinci Dünya Savaşından sonra en büyük tehlike" diyen Abdüllatif Şener, gazetelere tam sayfa ilan verip "hayır" çağrısını yapan Celal Bayar'ın kızı Nilüfer Gürsoy, "Hayır’ın çıkması engellenemez" diyen eski MHP milletvekili Gürcan Dağdaş kaybetti.
"Endişeliyim. Başkanlık referandumunun iptal edilebileceğine yönelik duyumlar aldım" diye çaresizce çırpınan Meral Akşener, "AKP’nin yeni planı ülkücülerin arasına kan davası sokarak bu referandumu iptal ettirmek" diyen Sinan Ogan kaybetti.
"Türkiye diktatörlüğe sürükleniyor" diye yazan İngiliz The Economist dergisi, "Burada patron biziz" manşetini atan Hollanda De Telegraaf gazetesi kaybetti.
Yalanların "Sözcü"sü, iş birlikçilerin "Cumhuriyet"i, statükonun "Aydınlık"ı, "İster sandıkları birleştir, istersen sandığın üstüne yat, hayır çıkacak" diyen bol kesecilerin Birgün'ü kaybetti.
FETÖ kaybetti! Darbeciler kaybetti. "Erdoğan artık yolun sonuna geldi" diye Türkçe tweet atan Pensilvanya kuklası Michael Rubin kaybetti.
"Referandum olmayacak" tweetleriyle algı operasyonu çeken niyeti bozuklar kaybetti.
 
Gördük ki...
Yalan en iyi silahtır!
 
Her seçim bir tecrübe. Referandum süreci, siyasetçiler, partiler ve kampanya yürüten iletişimciler için çok öğretici oldu. Neler mi öğrendik?
* Neye hayır dediğini bilmeden canlı yayına çıkan bir genel başkanın nasıl komik duruma düşebildiğini...
* Çenesi düşük, içi kin dolu bir milletvekilinin partisini nasıl tek başına perişan edebildiğini...
* Ön plana çıkan danışmanların, nasıl kendi bacağına kurşun sıkabildiğini...
* Batı'dan gelen bütün insafsız hamlelere rağmen, yüzde 87'lik katılım oranı ile Türkiye'de canlı bir demokrasi bilincinin bulunduğunu (Ki İngiltere'de bile referanduma katılımın %72.2 oranında gerçekleşmişti)
* İçeriği anlatmanın aslında kampanya dilinden daha önemli olduğunu...
* Yalan, abartı ve çarpıtmanın, medyadaki propaganda üstünlüğünden daha etkili bir silah olduğunu...
* Yalanı eleştirel anlamında bile olsa dillendirmenin aynı zamanda yalanın propagandasını yapmak anlamına geldiğini...
* Yüksek Seçim Kurulu'nun sandıklar kapandıktan sonra yayın yasağı koymasına hiç gerek olmadığını, sosyal medyadan yasağın rahatlıkla delinebileceğini,
* Televizyon kanallarımızın prodüksiyon anlamında çok başarılı işler çıkardığını...
Gördük, yaşadık ve test ettik.
 
Can alıcı soru
 
Bu seçimin ana tartışması şu olacak?
* MHP'den AK Parti'ye hiç mi destek gelmedi?
* Yoksa MHP'den gelenler AK Parti'den kopanların yerini mi aldı?
* Bu sorunun cevabı yakın dönem siyasetin kilit sorusu...
 
Mızıkçılık yapmayın
 
Geçen hafta Rauf Tamer Posta'daki köşesinde 12 yerel seçim, 17 genel seçim, 7 de referandum görmüş biri olarak önemli bir tespitte bulundu.
Tamer dedi ki: "Gizli oy açık tasnif var oldukça hiçbir sandıktan şüphe etmeyin. Hiç kimse 17 Nisan sabahı mızıkçılık yapmaya kalkmasın. Buna kılıf da aramasın. Evet ya da hayır demeyi kafasına koyanları engelleyecek hiçbir kuvvet yoktur. Var diyenler yalan söylüyor. Sandık şahittir."
Hiiiç mızıkçılık yapmayın! FETÖ'nün şeytanlarına alet olmayın.
Sandık ortada.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
596403 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/fatih-selek/596403.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT