BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Tuz kokarsa!..

Hekimler, hastalıklara karşı odaların sık sık havalandırılmasını tavsiye eder.
Çünkü oksijen girmeyen, hele hele güneş görmeyen ortamlar bir süre sonra kokmaya başlar.
Havasızlık bakterileri çoğalır, küf yapar. Bu da hastalık riskini artırır.
Ülkeler de ev gibidir; yeteri kadar gün ışığı ve hava almazsa bir süre sonra kokar.
Devletlerin oksijeni demokrasi; ışığı adalettir.
Havalandırma sisteminin doğru çalışmasını halk adına denetleyen organ özgür basındır.
Kapalı toplumlarda basın görevini yapamaz. Gazetecinin yazmadığı yerde arızalar peyda olur.
Peki ya toplumu kirleten, basının ta kendiyse?
Et kokmasın diye tuz basarsın, ya tuz koktuysa?
Bugün tuzun koktuğu noktadayız. Genel olarak medyanın içler acısı hâlini anlatmaya gerek yok!
Gazetecilerin ilişkilerini ve milyon avroluk rüşvet pazarlıklarını konuşuyoruz kaç gündür.
Kantarın topuzu kaçmış vaziyette. Anlaşılan bu daha buz dağının görünen yüzü.
İşin garip yanı; kendilerini "en ve tek dürüst gazeteci” diye gösteren cemaziyelevvellerini bildiğimiz kimi kalem sahiplerinin "ah vah, rezalet" diyerek feveran ediyor olması...
 
 
Yeni değil bu işler!
 
İki binli yıllara daha yeni girmiştik. Emin Çölaşan bir gün bir yazı yazdı.
Bir gazetecinin, ünlü bir iş adamından arazi ihtilâfını çözmesi karşılığı 1 milyon dolar rüşvet aldığını duyurdu. Medya mahallesi karıştı. Herkes o gazetecinin peşine düştü. Kimileri bir köşe yazarına işaret etti. Gazetesi, o yazarı tatile gönderdi. Rüşveti alanın o olmadığı anlaşıldı.
Ardından büyük bombayı Akşam gazetesinde Yalçın Pekşen patlattı.
Pekşen, "Birkaç yıl önce, çok çok çok ünlü bir iş adamımız (adı bende saklı), yine çok çok çok ünlü bir gazetecinin kendisiyle ilgili bir konuyu örtbas etmesi için, 7 milyon dolar istediğini bana söylemişti. Ve parayı ödemiş, dosyayı örtbas ettirmişti. İnanmadım; yemin-billah etti. 'Kendimi de okkanın altına atacak böyle bir çamuru niye atayım ki?' diye ısrar etti" diye yazdı.
Sonra Yeni Şafak'ta Taha Kıvanç rumuzuyla yazan Fehmi Koru bir hatırasıyla topa girdi. Ankara Sheraton Oteli'nde yirmi kadar gazetecinin arasında savunma sanayii alanında çalışmalar yapan bir iş adamının, "Ünlü gazeteci aleyhimize yayın yapmaya karar vermiş, kendisine bayağı yüklü bir ödeme yapmadığımız takdirde bizi perişan edecekmiş" dediğini söyledi.
Çarşı hepten karıştı. Ve iddiaların işaret ettiği "büyük gazeteci" ortaya çıktı, "doğruysa kendimi vururum" diye rest çekti. Sonra o iş adamını bulup konuşturdu...
Çölaşan ve Pekşen aradan çıktı. Kavga, Koru ile o "ahlâk ve erdem abidesi, büyük gazeteci" arasında sürdü.
Neticede ne mi oldu? Hiçbir şey! Bugünkü gibi sorgulanmadı bile.
 
 
Bu gözler neler gördü?
 
Uğur Dündar ile Ufuk Güldemir kanlı bıçaklıydı. Kanserden ölen Güldemir 'hasmını' düelloya bile davet etmişti.
Dündar geçen gün "Bu gözler, neler gördü" diye bir tweet attı. İsim vermeden Güldemir'in bir rezaletini hatırlattı.
“Nesli tükenmekte olan kutup ayılarını avlayıp tenasül organındaki kemikle içki karıştırıcı yapanların büyük gazeteci olarak göklere çıkarılmasından” dert yandı.
Güldemir, 2004 yılında 22 saatlik yolculukla Rusya'nın Kamçatka bölgesine giderek nasıl kutup ayısı avladığını, kara kan akıtmanın hazzını nasıl yaşadığını; hayvancağızın tenasül organındaki kemiği karnını yarıp nasıl elleriyle çıkardığını anlatmıştı. (İşe bakın ki, o avdan sonra kasık bölgesinde ağrılar başladı ve kanser olduğu ortaya çıktı.)
Güldemir’in yaptığı şahsi bir işti ve zavallı hayvanlara çektirdiği ızdırabın hesabını öbür dünyada veriyor olmalı.
Pekiyi Güldemir'i hatırlatan Uğur Dündar'ın rejim krizi çıkaran ‘testis düzmecesi’ne ne diyelim?
2006 yılıydı. Hürriyet'te Uğur Dündar imzalı bir haber çıktı.
Haberde Konya Numune Hastanesinde başörtülü iki doktorun, Mersinli bir çobanın testislerinin röntgenini çekmediği iddia ediliyordu.
Ama ismi zikredilen doktorlardan birinin o gün izinli olduğu, diğerinin görevli olmadığı belirlendi.
Rejim tartışmasına ve başörtülü düşmanlığına sos yapılan ‘haber’ günlerce konuşuldu.
Hürriyet'in yayın yönetmeni özür diledi. Gazete ve Uğur Dündar tazminat ödedi.
Demem o ki; "Bu gözler neler gördü!"
 
 
Demirel'i anan iki gazete
 
Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel öleli 6 yıl oldu.
Sözcü ve Yeni Asya gazeteleri ve Yavuz Donat dışında Demirel'i anan olmadı.
Türk siyasetinin elli yılına ipotek koydu ama beş yılda unutuldu.
Mısır eski cumhurbaşkanı Muhammed Mursi manşetten yâd edilirken aynı gün, Demirel'in adını kimse hatırlamadı.
Sebep 'konjonktür' diyeceğim ama değil. Demirel yarın da anılmayacak. Çünkü, oyunu aldığı insanların hayırla anacağı şekilde veda etmedi.
Omurga, ilke, rota problemi yaşayanlara ibretlik bir durum!..
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
619442 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/fatih-selek/619442.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT