BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Nimet ve külfet

 
Çok akıllı olduklarını zannedip kendinden daha aşağıda olan insanları sömürmeye çalışanlara, haksız kazanç peşinde koşan, selamı dahi nakde çevirme hesabı yapanlara gelsin...
Nasreddin Hoca Akşehir’de kadılık vazifesini yürütürken karşısına iki adam çıkmış. Birisi öteden beri cimriliği ile tanınmış bir aşçı, diğeri de boynu bükük bir fakir. Aşçı sözü almış:
- Hoca’m, ben bu adamdan davacıyım. Dükkânın önünde fasulye pişiriyordum. Tencerenin kenarından buğusu çıkıyordu yemeğin. Bu adam elinde somunla geldi. Kopardığı lokmaları yemeğin buğusuna tutup başladı atıştırmaya. Nihayet koca bir ekmeği bitirdi. Ondan fasulye buğusunun parasını istedim, vermedi.
Nasreddin Hoca anlatılanları dikkatlice dinledikten sonra fakire dönüp “Doğru mu bunlar?” diye sormuş. “Evet” demiş fakir adam..
- Öyleyse para kesesini çıkar bakalım.
Zavallı fakir, kadı efendiye karşı gelememiş. İçinde üç beş akçe bulunan para kesesini Hoca’ya uzatmış. Bu sefer aşçıyı çağırmış yanına.
Keseyi kulağına yaklaştırarak başlamış şıngır şıngırdatmaya... Aşçı, “Ver Hoca’m artık paramı!” diyerek Hoca’dan parasını istemiş.
Nasrettin Hoca da: “Haydi!” demiş “aldın işte alacağını…”
Aşçı: “Nasıl olur? Bana bir şey vermedin ki?!” diye şaşkınlığını belli etmiş.
Nasrettin Hoca cevap vermiş:
“Fazla uzatma, yemeğin buğusunu satan, paranın da sesini alır!..”
          ***
İçi bal fıçılarıyla dolu bir gemi limana yaklaştı. İşçiler bal fıçılarını boşalttıkları sırada fakir olduğu her hâlinden belli olan yaşlı bir kadın elinde küçük bir kâseyle çıkageldi.
Balların sahibi olan tacirin yanına gidip kendisine bir kâse bal vermesini istedi.
Tacirin sessiz kalıp kendisine bal vermediğini gören yaşlı kadın ümitsizce geri döndü...
Yaşlı kadın oradan ayrılınca tacir, olaya şahit olan genç çalışanını çağırıp yaşlı kadını takip etmesini ve evine bir fıçı dolusu bal götürmesini söyledi. Genç adam şaşırıp kalmıştı; “Kadıncağız sizden azıcık bal istedi, vermediniz. Şimdi ise bir fıçı bal gönderiyorsunuz !?” Tacir cevap verdi:
“Ey genç! O kendi miktarınca ve ihtiyacı kadar istedi. Ben ise kendi miktarımca ve gücüm kadar bağışladım ...”
Bizim ihtiyaç kâselerimiz küçük ve derinliği azdır. Kimi zaman da gözümüz aç, fikrimiz ise sığdır. Allah, hepimize ‘kendi cömertliği miktarınca’ ihsanda bulunsun...
 
Ninem diyor ki; Bazı nimetler vardır ki, onlara sahip olamamak büyük bir nimettir.
 
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
616115 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/halime-gurbuz/616115.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT