BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Çocuklarının dilinden Ali İhsan Arvas

MAKSAT TEBLİĞ Nasreddin Hoca büyük bir âlimdir aslında... Güldürürken düşündürür, mesajlar gizlidir fıkralarında... USÜL MİZAH Eski Gevaş Müftüsü Merhum Ali İhsan Arvas da aynı usulü izler, halka böyle daha faydalı olur zira... Müftülük itibarlı bir mâkâmdır mâlum ama babam o bildiğimiz amirlerden olmadı asla. Atar cübbesini sırtına karışır halkın arasına. Dert dinler, kız ister, dargın barıştırır, hakemlik yapar sonra. Yatsıdan hemen sonra yatar, sabah imsakla kalkar. Zaten dilindedir "tez uyu tez uyan!" Bakarsın gecenin bir vakti uyanmış, meşgale aramakta. Daha evvel cami evinde kalıyorduk, babam vakıf mülkünde rahat edemedi. Bir ev yaptırmaya niyetlendi. O gece "gideyim bi inşaatı dolanayım" diyor. Ne görse beğenirsiniz, iki kişi kalasları yokluyor. Bu iyi... Yok bu daha iyi... Hiiç ses çıkarmıyor, sonunda karar veriyorlar "tamam bunu götürelim!" Öndeki ağacı omzuna alıyor, arkadaki babamı fark ediyor, sessizce sıvışıyor. Öteki yırtınıyor "hadisene be, hadi hadi!" Babam omuzluyor, hırsız önde, o arkada yürüyorlar, git git mahalle bitiyor. Yolda habire azar işitiyor, "Yürü dedim sana, sallanma!" Neticede yarım bir inşaatın önünde duruyorlar. Adam ağacı indirmek için dönünce peder ile yüz yüze geliyor. "Ya kurban siz burda. Aklım almıyor!" - Eee taşı dedin ya. Seni mi kıracaz? Başlıyor kendine beddualar etmeye, yok ocağım söne, yok gözüm çıka... -Ya tevbe de oğlum, bırak bedduayı, tutar mutar sonra! -Şeyhim ben bir hatadır işledim, haydi direği sizin eve taşıyak. Elini omzuna koyuyor: Ben onu senin için taşıdım, diyor helal-i hoş olsun, takma kafana. ZİNDAN MEYDAN Akşam gelir yorgun. "Hele buyrun!" -Biz yemişiz baba. -Öyleyse İhsan'ı çağırın. İhsan bizim komşumuz, garip bir hamal... Şimdi nerede bulacaksın. Neredeyse gece yarısı olacak. Yalnız yemeye alışmamış kı. Lokmasını paylaşmasa kendini suçlu sayar. Ağzında o meşhur vecize "Dostlarla zindan meydan, düşmanla meydan zindan!" O YAŞTA BU İLİM... Şemseddin amcam kardeşlerin en küçüğü ama ilimde derya. O yaştaki bir insanın böyle bir ilme sahip olması zahiren mümkün değil. Ömrü yetmez zira. O günlerde Din İşleri Yüksek Kuruluna (fetva dairesi) feraizle alakalı bir mesele geliyor, çözemiyorlar. Müftülüklere tamim gönderiyorlar, çevrenizde bu işten anlayan var mı acaba? Kasım Amcam "bunu çözse çözse bizim Şemseddin çözer" diyor. Gösteriyor. "Bi bakayım abi... " Hem hallediyor, hem izahını yazıyor. Ankara'dakiler bu berrak ilme hayran oluyorlar. Bir kısmı da yazısına vuruluyor. Hani icazetli hattat olsa bu kadar yazar. UMURUNDA MI? Kasım Amcam Van Müftüsü, haliyle babamın amiri... Dedem ise Gevaş'ın köyünde vazifeli, yani babamın personeli... Babam sadece Gevaş'ta değil Van, Hakkari ve Bitlis'te de tanınır. Tabiri caizse hakimdir savcıdır, devletin çözemeyeceği işleri oluruna bağlar, Aşiret kavgaları, kan davaları bu yüzden bir türlü oturamaz koltuğunda. Bir ara Kasım amcam ikaz ediyor "bak Ali İhsan Abi sormadan şehir dışına çıkıyorsun. Hakkında işlem yapacağım haberin ola." -Hiç tavsiye etmem. Ben de babanın sicilini bozarım yoksa! BİZİMKİ ÖLMEDİYSE... Ankara'da bir seminer var, Van'dan amcam, Gevaş'tan babam katılıyor. Birlikte Diyanet Reisi Lütfü Doğan'ı ziyaret ediyorlar. Reis Bey hususi bir âlâka gösteriyor, masasından kalkıp yanlarına oturuyor. O günlerde çocuk zammı yeni çıkmış, Babam "iyiymiş" diyor, "artık maaş vermeseniz de olur bana." -Çocuğunuz çok herhalde? Kasım amcam "Abim iki evlidir" diye takılıyor. - Söyleyene bak reisim, kendisi üç evli! - Efendim ben üç defa evlendim ama birinci hanımım vefat etti ikinciyi aldım. İkinci de rahmet-i rahmana kavuşunca... - Tamam benimkiler ölmedi. Suçumuz bu mu acaba? MİSAFİRİN ŞAŞKINI Bazıları aşırı hürmet gösterirler ama yorarcasına. Ye dersin yemez, otur dersin oturmaz. Misafirin şaşkını ev sahibine ikram edermiş, ısrar, ısrar ille de siz buyrun hocam. Gereksiz iltifatlar, sohbetin insicamını bozar. İşte onlardan biri eline kapanırken çayını deviriyor, kalkıyor ayağa yandakinin bardağına basıyor. Onu düzelteyim derken arkadakininkini... Babam "cemaat rahmet" diyor "herkes kendi çayını döksün, muhterem yorulmaya!" Nakşibendi yolunda setrolmak esastır, yani saklanmak. Dedemi tanımayan kendi halinde bir köylü sanırdı. Babam ise mizahın arkasına sığındı. Hem tebliğin bu şekli daha tesirliydi. Cemaatin hafızasında latifeler, menkıbeler kalıyor zira. Herkes babasını farklı görür ama benimki hakikaten efsaneydi. Batıda tanınmıyor olması büyük kayıp. Hatıraları kitaplaştırmak borç oldu bana.. Takyeddin Zahid Arvas GARİBİN GÖNLÜ OLA Bizim bir değirmenimiz vardı... Harman zamanı gider çalıştırırız. O yaz yine gittik. Köylüler çok sevindiler. Çağıran çağırana... Şeyhim kuzu keseyim! Ezgulem bekleriz bak, hindiler tam kıvamında! Hepsi ısrar ediyor, bir aksakallı kenarda duruyor. Belli ki fukara. Akşama kadar sıkı çalıştık. Sadece su içmişim. Etli pilavlı hayaller görüyorum. Kime gideceğiz acaba? Neyse çıktık, babam gitti o garibin kapısını çaldı. Kırık dökük bir eşikten girdik, tahtalar çürümüş dağılmış, yaslansan ev yıkılacak. Adam nasıl hislendi anlatamam. Gözyaşları sicim oldu inan. Babam "bana bir kase yoğurt bul yeter" dedi, "bir parça da peynir olursa, Bahaeddin'im de doyar." Garibim sahana yumurta kırmış, domates biber de katmış yanına. Babam bir sohbet yaptı ki anlatamam. O güne kadar hiç duymadığımız şeyler. Ne ince bilgiler, ne hikmetler. Hem güldürüyor, hem ağlatıyor. Korku ile ümit arasında gidip gidip geliyoruz. Bir havf, bir reca... Adamcağız yatakları serdi sanırsın sakız. Çarşaflar yıkana yıkana erimiş, mis kokuyor ama. İnanın o akşamki kadar huzurlu bir uyku uyumadım hayatımda. Ne hoş rüyalar, uçtum adeta. AYRI TUTAMAM Ömrünün son aylarında Vakıf Guraba'da yattı. Gündüz kız kardeşlerim bekliyor, gece nöbet kalıyor bana. İşler de nasıl kesif... Takvim bir yandan, ansiklopedi bir yandan... Bu müessesede babama çok itibar ederler. Dese ki şunu işe al, biliyorum alırlar. Ne yazık ki bazı hemşehrilerimiz bunu kullandı. Hısmıyım, akrabasıyım deyip iş kopardılar. O gün Merter'den çıkıyorum. Merdivende amirim yakaladı. "Bak Bahaeddin arkadaş da sizdenmiş." "Hoş geldiniz" dedim, "nereden?" / Van'dan / -Neresinden? / -Gevaş'tan /-Kimlerdensiniz? / -Ben Ali İhsan Arvas'ın oğluyum... Pes valla. Bu kadar da olmaz. Yalanını yüzüne vurmadım ama... Geldim babama "haberiniz var mı" dedim, "yeni yeni kardeşlerimiz oluyor. Bu gidişle çocuklarınızın sayısı yüzü aşacak!" Olsun dedi, ben hepsini seviyorum, baba diyeni itemem, evlâdımdan ayrı tutamam. O BÜYÜK, BEN YAŞLI Şemseddin amcam, babamın yaşına hürmet eder, elpençe divan dururdu yanında. Babam onun ilmine hürmet eder, saygıda kusur etmezdi asla.. Şemseddin Amcam vefat edince Hasan Yavaş Hoca sordu: "Efendim siz mi büyüksünüz yoksa Şemseddin Amca mı?" - Hazret-i Abbas'a soruyorlar "siz mi büyüksünüz yoksa Muhammed-ül emin mi?" Mübarek cevap veriyor: "Elbette o büyük, fakat ben daha önce doğmuşum..." Bahaeddin Arvas Rahmetli babam bir hikmet avcısıydı. Bilhassa ibadetleri pek güzel anlatır. Neden rüku? Neden secde? Tehıyatta eller niye dizler üstünde? Gevaş'ın bir kasetçisi vardı, o günlerde işleri kesat. Nuriye hanım çoğaltsın diye bir band gönderiyor. Babamın bir vaazı... Miracı anlatıyor. Şeyh Ahmed-i Cüzeyri Hazretlerinin divanından beyitler okuyor arada. Adam kendini kaptırıyor, sesi yükseltiyor. Bir baksa ki dükkanın önü ana baba günü. Millet huşu ile diz çökmüş oturuyor. Bundan bana da çoğalt... Bana da... Bana da... Adeta seri imalata geçiyor, hayli para kazanıyor. O sayede bir soluk alıyor. KAÇTIKÇA ÜSTÜNE... Babam Şafii idi, köpekten sakınır. Onlar da inadına peşine takılırlar. Köpek kovaladı mı ev, ahır fark etmez, ilk kapıyı açar, içeri dalar. Gevaşlılar alışkındır, hoş karşılarlar. Bazen sorarlar "Ya hocam sen bize bunun duasını öğrettin. Kendin de okuyup üflesen ya!"/-Yahu köpeği görünce aklıma mı geliyor? Rahmetli Babamı çok severler, sözünden çıkmazlar. Hasım aşiretler olur, kız kaçıranlar, kan davalılar... Valiler, mebuslar aciz kalırlar. Babam "gelin bakayım buraya, sarılın kucaklaşın" dedi mi, bitti, gitti, tamam. Ben bilirim yedi sekiz kayıp veren aileler bile dost oldular. Birbirlerinin aleyhine tek kelime konuşturamazsın. Ahidlerine sadık kaldılar. Vecheddin Arvas GEVAŞ'IN UNUTULMAZ MÜFTÜSÜ Ali İhsan Arvas, Seyyid Fehim Hazretlerinin torunlarındandır. Babası Seyyid Hüseyin Efendi, Abdülhakim Arvasi Hazretlerinin hatm-i hacegân, zikr ve sohbet için izin verdiği nadir zatlardan biridir. Tek parti devrinde yaşamasına rağmen çocuklarını mükemmel yetiştirir. Ali İhsan, Kasım ve Şemseddin Efendiler ilimleri ile tanınırlar. Ali İhsan Arvas, Muş, Nurşin, Gevaş - Şivanik, Reşadiye, Arvas ve Tatvan medreselerinde okur. Zor günlerdir, Jandarma anlamasın diye yevmiyeci kılığına girer, gündüz tırpan çeker, gece gömülür satırlar arasına. Hem Ehl-i beyttendir, hem de ahlâken çok benzer Habibullah'a (Sallallahü aleyhi ve sellem) Lügâtında hayır kelimesi yoktur, elinden bir tıfıl tutsa, takılır gider ardınca. Uzun yıllar Gevaş Müftülüğü yapar, öylesine sevilir ki menkıbeleri anlatılmaktadır hâlâ...
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
491314 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/irfan-ozfatura/491314.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT