BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Virüs ortamında manzara…

Bugünlerde dağ başındaki bir yaylada veya ücra bir mezrada, sosyal temastan azade biçimde ve tabii koronavirüs illetinden kesin olarak uzakta olmanın rahatlığı içindeki bir çobanın keyfi başka kimde olabilir ki?..
 
 
Her türlü konfora sahip lüks konutunda, ihtiyari veya mecburi karantina altında, test sonucunun negatif mi pozitif mi çıkacağından emin olamayan ve bu sebeple endişe içinde kıvranan bir kişi; bugünlerde dağ başındaki yıkık-dökük kulübesinde, virüs illetinden uzak ve azade olmanın rahatlığı içindeki kimseye imrenmez mi?.. “Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi/Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi…” Zengini fakire imrendirecek başka ne olabilir ki? Her şeyin başı sağlık… Sağlık olmadı mı başka hiçbir şeyin tadı olmaz. Bugünlerde şehirden köye kaçmak isteyenler, artık gidiş için izin almak zorunda ve bu izin de öyle herkese verilmiyor. Köyden şehre gelmek için ne masraflar, ne zahmetlere katlananların bir kısmı, hâlihazırda geriye dönmenin hesabı içinde… Sosyal bilimcilerin yorum ve tahminlerine göre, bu salgının akabinde şehirlerden kırsal kesimlere doğru yeni bir hareketlenme başlayabilir. Eninde sonunda böyle bir hareketin olacağı zaten hep bekleniyordu. Galiba koronavirüs salgını bu işin katalizörü olacak!.. Ama köy geçmişi olan herkes için de bu dönüş kolay ve mümkün olmayacak. Bunun hem ekonomik hem de sosyolojik ve psikolojik sebepleri var. Fakat şehir hayatındaki pek çok kolaylık ve rahatlığın da, olağanüstü dönemlerde yeterli olmadığını, bu son hadise ile birlikte çok net biçimde tecrübe etmiş oluyoruz.
Şehirde olmanın ve dar alanda çok sayıda insanla yakın yaşamanın, dezavantajlarını bertaraf etmek için çeşitli çareler arıyoruz. Modern şehirleşmenin zirve yaptığı gelişmiş ülkelerde, nüfus kesafetinin getirdiği sonuçlar böyle zor zamanlarda çok daha katı biçimde karşımıza çıkıyor. Mesela salgın hastalığın yeni merkez üssü durumuna gelen New York şehrinde, koronavirüsten her 17 dakikada bir insan ölüyor! Öyle ki, kent içinde seyyar morglar kurulmuş. Dünyanın en büyük ekonomisine sahip Amerika bu durum karşısında çaresiz… ABD’nin kıta kadar geniş coğrafyasının ıssız bölgelerinde ama daha zor ve kalite bakımından düşük bir hayat yaşayanlar, şu günlerde New York ve benzeri büyük şehirlerdeki insanlara nazaran, sağlık bakımından daha rahat ve bu sebeple daha mutlu. Zenginlik ve konfor insanoğlunun hep peşinde koştuğu bir şey… Lakin öyle bir zaman geliyor ki, insan her şeyi unutup can derdine düşüyor. Fakat heyhat iş işten çoktan geçmiş oluyor.
Koronavirüs salgını dünyayı bu derece dehşete düşürünce, afetin manevi sebepleri konusunda da konuşanlar günbegün katlanarak çoğalıyor… Herkes kendi bilgi dağarcığı ve meşrebine göre bir şeyler söylüyor tabii. Sosyal medyada, başka memleketlerden de din adamlarının, farklı lisanlarda yaptığı konuşmaları yansıtılıyor. Kimileri, samimi ve bu yüzden çok heyecanlı… Bazıları da sanki özellikle heyecan yapıyor!.. Afetin sebebine dair söyledikleri sözlerde de hayli yanlışlar ve yanılgılar olabiliyor elbet. Hani bir söz vardır; “Nasihat malın zekâtı gibidir. Kırkta birini başkalarına verip, 39’unu kendimize saklamamız gerekir.” Lakin zekât ibadetinde, malının kırkta birini vermekte zorlananlar; iş nasihat vermeye gelince, tam tersine birini bile kendilerine çok görüp, otuz dokuzunu cömertçe başkalarına saçıyorlar… Bu durumda nasihatlerin tesiri de ona göre oluyor! Kendi yapmadığını başkasına tavsiye etmek ne derece tesirli olabilir ki…
Pişmanlık ve dua meselesine gelince… Dinimiz, Müslümanların her zaman tevbe ve istiğfar etmesini, rahat olduğu zamanlarda da Allahü tealadan af ve mağfiret dileyip; afet ve felaketlerden, hastalıklardan koruması için yalvarmasının makbul olduğunu, böyle hareket edince sıkıntılı hâllerde de yalvarıp yakarmasının karşılık bulacağını söylüyor. Sadece dara düşünce Allahu tealayı hatırlamak yetmez!.. Ameli düzgün ve niyeti halis olanların duası da elbette makbuldür. Ancak işleri yolunda iken dua etme, niyazda bulunmayı hatırına getirmeyenlerin hâli, uçak türbülansa girince, elindeki şarap kadehini bile indirmeyi unutarak, ellerini havaya kaldırıp "Allahım ne olur beni koru!.." diye dua eden kimseye benzer. İnsanların korku ve dehşet içinde iken de, dua etmeleri şüphesiz bir manevi sığınmadır. Dert ve belaların gelmesinin de sebepsiz olmadığını hatırda tutmamız lazım. Ve her zaman dert ve belalara karşı Rabbimize iltica etmemiz lazım. 
 
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
612931 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ismail-kapan/612931.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT