BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Psikolojik savaşı da kazandı!..

Galatasaray’ın 20 yıllık “Fenerbahçe Stadı’nda galibiyet hasretini bitiren” maçın “1 numaralı mimarı” Fatih Terim Hoca’dır!..
Fenerbahçe’nin zaaflarını “iyi süzerek” tam bir “futbol satranç ustası” gösterisiyle “saha içi hamlelerini hesaplaması” ve de “takımını, strateji, taktik ve tertip olarak” bu hesaba uygun bir şekilde sahaya çıkarması…”
“Oyuncularını da 20 yıllık bir duvarı yıkarak tarih yazmak üzere kendilerine verilen görevleri bütün bir maç boyu yapmaya hazırlaması ve uygulatması…” Tribündeki ve TV ekranları başındaki Galatasaray taraftarına “yıllardır en rahat Fenerbahçe maçlarından birini seyretme hediyesi vermesi” ile Fatih Hoca, bu galibiyetin “Bir numaralı mimarı” olmuştur; kutlarım!..
Rakibinin, karşılaşmadan günler önce başkanlarının açıklamaları ile başlayan, maç öncesi ve maç sırasında tribünlerde devam eden ve de daha önemlisi saha içinde de sürdürülen “futbol ötesi gerilim ve psikolojik savaş stratejisi” ve ona uygun taktiklerini de göğüslemiş ve oyuncularına da göğüsletmiştir!..
Açıkça görülmüştür ki, Fatih Hoca, “maçın böyle bir hava içinde oynatılacağını” tahmin etmiş ve oyuncularını “bu savaşa hazırlamıştır”; Belhanda hariç!..
Belki de “bu sezon oynadığı bütün maçlar içinde” ilk defa “sonuca etki edecek birkaç faydalı hareket yapan” Belhanda neredeyse “bir çuval inciri berbat etmek için” elinden geleni “gene” ardına koymadı. 
“Fenerbahçe lehine penaltı kararından başlayarak, oyundan alınışı sırasında yaptıklarına kadarki enstantaneler”, kendisinin ne kadar “tehlikeli ve fitili her an ateşlenmeye hazır bir bomba olduğunu” bir defa daha gösterdi.
Evet, derbide Galatasaray’ın saha içi en iyi oynayanı Seri idi, üstelik “Lemina gibi bir yıldızın yaptığı görevi üstlenmişken…”
“En etkili” oyuncusu da “Dört defa yüzde yüz pozisyonu kaçırdığı hâlde”, galibiyete giden son iki golde, “penaltı yaptırarak ve son golü atarak” sonucu tayin eden Onyekuru’ydu!..
Tabii, “beraberlik golünü atan” dahası defansı bir komutan gibi yöneten Donk’u da unutmamak gerek!..
“Ya Fenerbahçe?” dersek; Ersun Yanal, “o tertibi nasıl kurdu, o futboldan başka her şeye benzeyen o oyunu takımına neden oynattı” sorunlarının “mantıklı” bir cevabı yok ve de olamaz.
Koca Fenerbahçe takımı bütün bir maç boyu, “Onyekuru’nun tek başına altı gol atabileceği bir duruma düşmüş ise”, bunun hesabını nasıl verecektir; Ersun Hoca?..
Bu arada birkaç cümle de “Galatasaray’ın kazandığı penaltı pozisyonu için” yazmak isterim. 
O pozisyona “Penaltı değildi” diyenler, herhalde pozisyonu iyi süzememişlerdi!..”
Bir defa “top Onyekuru’nun önünde ve hâkimiyetinde idi”; bir!... İkincisi, Jailson “kayarak” geldi. Bakın “kayarak” deyince, biraz durmak ve de “kayarak gelmenin ‘genel’ kaidesi ile ‘istisnalarını’ kitaptan iyi okumak” gerek; “Ka - ya - rak…”
“Kayarak geliyor” ve Onyekuru’nun önündeki topa müdahale ediyor… Müdahalesi de “ancak dokunabilmek”; ve… Top Onyekuru’nun gidiş yönüne doğru yuvarlanıyor… Onyekuru “topun arkasından gidecek ve yetişecek durumda” ve işte o anda “yerdeki Jailson’un ayağı, Onyekuru’nun diz altına kadar kalkıyor” ve “Galatasaraylı futbolcu ona takılarak düşüyor”; net penaltı!..

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
612443 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ocal-uluc/612443.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT