BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Can derdi, ruhsuzluk ve bilim!..

Bazı takımların oyuncuları bir maç "aslanlar gibi" mücadele ederken, başka bir maçta sahada "uyurgezer" gibi dolaşıyor…

Hafta sonu "küme düşme potasında olan" takımların "yukarılarda Şampiyonlar Ligi ya da UEFA Ligi için mücadele eden" takımlara karşı "inanılmayacak" başarılar elde etmeleri, doğrusu ya Süper Ligi "bambaşka" bir seviyeye çekti.
Ve TV'lerde, gazetelerde "biz yorumcular" hemen damgayı vurduk; "Can derdinde olanlar, mal derdinde olanlara karşı kazandılar"; görünen oydu ama bu arada bir başka gerçek unutulmuştu.
O gerçek de, "aslında şampiyonluk ve Şampiyonlar Ligi mücadelesi verenler" ile "UEFA Kupalarına katılma hakkı için mücadele edenler" de can derdindeydi; "çoğunun kulübü borç batağında" idi ve de "Avrupa kupaları", o kulüpler, o takımlar, o oyuncular, o teknik adamlar için "batakta boğulmamak" demekti!..
Peki, puan cetvelindeki tablo, en alttakilerle, en üsttekiler için maçları "can derdi" hâline getirmiş ise "kötü oyunlar ve sonuçlar ile iyi oyunlar ve sonuçlar" neden tam bir istikrarsızlık yarışı içinde art arda geliyordu?..
Bazı takımların oyuncuları bir maç “aslanlar gibi” mücadele ederken, başka bir maçta sahada “uyurgezer” gibi dolaşıyorlardı?..
Ligin "en az gol yiyen" takımlarından biri, ligin en az gol atan takımlarından birinden, maç gol ortalaması “birin altında olan” bir takımdan, bir maçta dört gol birden yiyorsa “bunun sebebi” ne olabilirdi?..
Düşecek olanlarda da, Avrupa kupaları mücadelelerini kazanacak olanlarda da bu “istikrarsızlığın sebebi” neydi?..
Sahalara, "aynı kadrolar, aynı oyuncular, aynı teknik adamlar" çıkmıyorlar mıydı?..
Bir vakitler "böyle bir tablo" ile karşılaşınca, "bir bilene" Turgay Renklikurt Hoca'ma sormuştum. "Bu oyunculara ne oldu, bazıları sahada ruh gibi dolaşıyor ve de taraftarlar tribünlerden 'Ruhsuzlar' diye bağırıyor; hocaları ne yapmalı?" diye…
Hatırladığım kadarı ile bana demişti ki: "Ruhsuz futbolcu yoktur, yaşlı, orta yaşlı, genç futbolcu vardır, özel hayatına, beslenmesine dikkat etmeyen oyuncu vardır. İklim değişiklikleri, sonbahar / kış / ilkbahar insanları etkiler. Sıfır rakımlı yerlerle, 800-1000 m rakımlı yerler gibi. Dahası ve asıl 'yaşama - antrenman - kondisyon - maç' dörtgeninde 'ruhsuzluk gibi görünen' bir tablo varsa, bunun 'bilimsel sebepleri' vardır. Altını çiziyorum, mesela 'kan şekerinde dengesizliğe, eksikliğe' kadar. Şeker, bedenin, özellikle kalp, beyin gibi hayati organları besinidir. Kan şekerindeki düşüklük, dengesizlik sporcuları işte taraftarın bağırdığı gibi 'ruhsuza' çevirir. Psikolojik zafiyetin yanında, sahada koşamazlar, beyinleri, ayaklarına hükmedemez, yapmak istediklerini yapamazlar, üç metre öteye pas veremezler. Yapılacak bir kan testi, bu gerçeği ortaya koyar, tedavisi çok kolaydır ve beslenme ile kan şekeri normale, sporcunun kanında olması gereken seviyeye yükseltilir, 'ruhsuzluk' gibi görünen tablo hemen biter. 'Bilimin ne dediğini bilen ve bilimin dediklerini antrenmanlarda yerine getiren' kondisyon hocalarının olduğu takımlarda bu 'ruhsuzluk' görünmez.
Aslında şu gerçeği hep hatırlamalıyız; takımdaki oyuncuların, 'yaş durumuna, beslenme durumuna bakacak, antrenman dozlarını ona göre ayarlayacak, kan testlerini devamlı yapacak ve bilimi kadronun içine, antrenman ve maç sahalarına getirecek' doktorlara, kondisyon ve beslenme uzmanlarına ihtiyaç vardır. Eğer hocalar 'bu insanlarla iş birliği yapmıyorlarsa' en büyük hataları ve yanlışları buradadır!.."

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
614444 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ocal-uluc/614444.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT