BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Sığınaklar inşa etme zamanı

Sosyal medyada yıllardır takip ettiğim, Türkiye’yi NBA’de temsil etmiş bir basketbolcu ve çok beyefendi bir sporcu olan Furkan Aldemir’den bir gün bir mesaj geldi. Öyle durduk yere.

“Abi seni bir yere davet etsem gelir misin?”

Daha önce bir kere görmüştüm, o da ayaküstü, alelacele olmuştu. Ama bazı davetler vardır ya, davetin ne olduğuna pek bakmazsınız, daveti yapanın adı yeter. “Elbette” dedim.

Ertesi gün sabahın ilk saatlerinde Eyüp Sultan Camii’nde idik. Namaz bitti, on, yirmi genç adam caminin ortasında buluştu, selamlaşmalar, sarılmalar. Furkan beni diğerleriyle tanıştırdı ama zaten birçoğunu uzaktan tanıyordum.

Sonra kahvaltıya geçtik. Öğrendim ki perşembe sabahları Eyüp Sultan’da, pazar sabahları da Yahya Efendi’de buluşuyorlarmış. Hem de tam yedi yıldır.

O kadar farklı yerlerden, farklı mesleklerden insanlar bir araya gelmiş ki, ortak bir paydasını bulamıyorsunuz grubun. Tek ortak payda birbirlerini iyiliğe, güzelliğe çağırmak. Kimi sanatçı, kimi sporcu, kimi iş insanı, kimi terzi, kimi başka bir firmada çalışıyor.

Ha bir de şöyle bir güzelliği var grubun, pazar sabahları Yahya Efendi’ye gelenlerden biri mis gibi bir kazan mercimek çorbası, -hem de kemik suyundan- getiriyor. Biri bir koli minik poğaça benzeri bir ekmek. Namaz çıkışı da bu gruptaki arkadaşların her biri bir görev üstleniyor. Kimi kepçeyi tutuyor, kimi plastik tabakları hazır ediyor, kimi ekmeği veriyor, kimi plastik çatal kaşığı uzatıyor.

Hani adını artık nostaljik bir kelime olarak, maziden bir yaprak gibi andığımız “imece” kavramı var ya, tam da o hesap.

İlk Yahya Efendi’ye gidişimde arkadaşlardan biri “Ömer Abi boş durma, sen de şu ekmekleri dağıt” dediğinde çocuk gibi heyecanlanmıştım.

Öyle bir hiyerarşik hayat yaşıyoruz ki, bir de artık her şey profesyonel, çay mı doldurulacak? Onun için birisi var. Kapındaki çöpü bile atamıyorsun, onun için biri görevli çünkü.

Küçücük bir görevin alelacele elime tutuşturulması çok mutlu etmişti.

Sosyal medyadan takip eden birçok insanla karşılaştım, güzel sözler söylediler. Ama düşünün, bir daha nerede onları bulup çorba ikram edebilecektim ki?

Bu çorba dağıtımı konusunun da şöyle bir ince nüansı varmış. Yahya Efendi Türbesi ve Camii, Beşiktaş sırtlarında, çevresinde ikameti çok olmayan bir yerde. Elbette çok özel bir yer ve çok uzaklardan bile gelen var. Ancak bizi orada buluşturan arkadaşlarımız şöyle açıklamıştı çorbayı: “Buranın kendi cemaati yok. Çorba ikram edelim ki daha çok insan gelsin ve burası da cemaatsiz kalmasın.”

Oradaki arkadaşlarımın isimlerini buraya yazmıyorum, birincisi izin almadan uygun düşmez, ikincisi de o arkadaş grubunun kendi içindeki hoş bir mahremiyet, bir sessiz-sedasızlık, bir isimsizlik hâli var. Onu burada ifşa etmek istemem. Zaten birçoğunu tanıyorsunuz.

Peki bu grubu, Eyüp Sultan âşıklarını niye anlattım? Yaşım 38, çok arkadaşım var ama artık herkesin yavaş yavaş kendi hayatıyla meşgul olduğunu, herkesin kendi içine kapandığını gözlemliyorum. Hele bir de benim gibi evinde, ailesiyle çok vakit geçiren birinin dışarıdaki sosyal hayatı ancak dernekler, vakıflar, kısacası resmî yapılar oluyor.

Misal, Fatih Belediyesinde Basın Danışmanlığı görevine geldiğinden beri Fatih’in o muhteşem kütüphanelerini, sabahın erken saati yapılan Haliç’te kano keyfi gibi güzelliklerini medyada daha görünür hâle getiren sevgili Abdurrahman Cüneyd Fidancı ara sıra medya insanlarını buluşturuyor. Ama bu buluşmalar daha çok mesleki kapsamda gerçekleşiyor.

Kıymetli dost Sabri Yalçın Bey’in organize edegeldiği Eyüp Sultan âşıklarının buluşmalarına gitmeye başladığımdan beri hayatımdaki büyük bir eksikliği fark ettim. Kimsenin bir diğerinin statüsünü, parasını, kazancını, arabasını merak etmediği, herkesin oraya geldiğinde tüm sıfatlarından soyunduğu bir sığınağım yoktu. Bu boşluğu doldurdu.

Ramazan ayında Kadir Gecesi’nde akşam saatlerinde bir mescitte buluşup sahura, oradan da sabah namazına kadar zamanımızı beraber geçirdik mesela. Kaç arkadaşınız, dostunuz sizi böyle bir yere, böyle bir güzel geceyi bu kadar muhteşem ihya etmeye çağırır ki?

Tam da bu zamanlar, kendimize, sevdiklerimize sığınaklar inşa etme vakti.

İçinde bulunduğumuz zaman her açıdan zorlayıcı, her açıdan tehlikeli. Ya sığınaklar inşa edeceğiz, ya da kendimize sığınaklar bulacağız.

Başka türlüsü zor.

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
628035 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/omer-ekinci/628035.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT