28 Şubat’ta dünya farklı bir sabaha uyandı. ABD ve İsrail İran'a saldırdı; saatler içinde İran Devrim Muhafızları Hürmüz Boğazı'nı kapattı. O 33 kilometre genişliğindeki dar su yolundan her gün 20 milyon varil petrol geçiyor; küresel deniz yoluyla yapılan petrol ticaretinin yaklaşık dörtte biri bu boğazdan akıyor.
Türkiye bu krizde hem kaybeden hem kazanabilecek taraf. Kaybeden: Petrolde her 10 dolarlık artış cari açığa 2,5 milyar dolar ek yük bindiriyor, enflasyona 1 puan baskı yapıyor. Savaşın faturası kaçınılmaz biçimde esnafa, tüketiciye, mutfağa yansır. Kazanabilecek: TANAP ve TürkAkım hatlarıyla enerji koridoru konumumuz bu gergin ortamda değer kazanıyor. Hürmüz tıkandığında Avrupa için güvenilir alternatif rota Türkiye üzerinden geçiyor. Jeopolitik coğrafyamız hem risk hem fırsatlar içeriyor.
Peki Türkiye ne yapmalı? Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "biz sulhun tarafındayız" refleksi doğrudur. Türkiye bu bölgede hem İran'la hem Körfez'le hem de Batı'yla eş zamanlı ilişkisini sürdürebilen ender ülkelerden biri. Bu rol "taraf seçmemek" değil, "tarafları masaya getirmektir." Rusya-Ukrayna savaşında Tahıl Koridoru anlaşmasını mümkün kılan irade buradaydı; o masayı hatırlayan dünya Ankara'nın sesine hâlâ kulak veriyor.
Son bir not: Dört tarafımız ateş çemberiyken çocuklarımız sabah okula gidebiliyor, pazarlar kurulabiliyor, iftarlar sofralarında açılabiliyor. Kuzeyimizde Karadeniz'de savaş, güneyimizde Suriye, doğumuzda yeni bir harp... Bu coğrafyada bu kadar sıradan bir günü yaşayabilmek başlı başına bir nimet.
-----
Altı aylık annelik: Yeterli mi?
Bu hafta Meclis'e önemli bir kanun teklifi sunuldu: Doğum izni 16 haftadan 24 haftaya, babalık izni ise 5 günden 10 güne çıkarılıyor. İlk bakışta sevindirici. Ama işin içine girince tablo hem umut vadediyor hem de ciddi soru işaretleri doğuruyor.
Önce bağlam: Türkiye'de doğurganlık hızı 1,48'e gerilemiş; nüfusu yenilemek için 2,1 gerekiyor. 24 haftalık izin "doğur, yanında ol, işini kaybetme" mesajının somut karşılığı. Ama dünyayla kıyaslandığında mesafe hâlâ var: Bulgaristan 58 hafta, İngiltere 52,
Yunanistan 43 hafta uyguluyor.
Asıl sorun ödemede gizli. SGK son 12 aylık kazanç ortalaması üzerinden ödeme yapıyor; enflasyon döneminde bu hesap kadını zarara uğratıyor. 2025'te 39 bin TL, 2026'da 49 bin TL maaş alan bir işçi, 12 aylık ortalamadan hesaplanan ödenekle yaklaşık 30 bin TL daha az kazanıyor. İzin uzadıkça bu kayıp da büyüyor.
İşveren için de hesap karmaşık. 24 haftalık boşluk küçük esnaf için ciddi yük; devlet bu yükü üstlenmezse işverenler kadın istihdamından kaçar. Kreş erişimi ve esnek çalışma modelleri çözülmeden rakamlar değişmez. Makbul bir başlangıç; ama bitiş değil.
---
III. savaş mı, gündem sapması mı?
Siyasetin eski bir refleksi var: Tam bazı sorular büyümeye başladığında gündem başka yöne kırılır.
Saldırılardan önce ABD Adalet Bakanlığı Epstein dosyalarından yeni bir paket yayımlamıştı. "FBI 302" raporlarından 15 belge daha önce "mükerrer" diye geçiştirilmiş, sonradan yeni içerik taşıdığı anlaşılmıştı. Aralarında Trump bağlantılı iddialar da vardı. Dosya büyüdükçe soru da büyüdü: Bu ağın sınırı nerede, kimler gölgede kaldı? Saldırıların başlamasıyla Epstein tartışmaları anında ikinci sayfaya düştü.
ABD'li analist Tara Reade "Bu bir İran Savaşı değil, Epstein Savaşı" dedi. Cumhuriyetçi Kongre üyesi Thomas Massie ise en keskin sözü söyledi: "Dünyanın öbür ucundaki bir ülkeyi bombalamak Epstein dosyalarını ortadan kaldırmaz."
Bu iddiaların doğruluğunu kanıtlamak mümkün değil. Bölgenin dinamikleri, nükleer tehdit ve güç dengeleri gerçektir; her şeyi tek bir "gündem saptırma" tezine indirgemek basitleştirme olur. Ama siyaset biliminin "dikkat dağıtıcı dış politika" dediği olgu tarihte az görülmemiştir.
En sağlıklı tutum şu galiba: Bir haber bizi başka bir haberden uzaklaştırıyorsa, her ikisini de takip etmeye devam etmek. Gündemler değişse de bazı sorular kaybolmaz.

