BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

PAYLAŞILAMAYAN ŞEHZADE BURHANEDDİN EFENDİ’YE TEKLİF EDİLEN TAÇLAR

Dünden Bugüne
Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci
Facebook
Arnavutluk, 1912’te müstakil olunca, Arnavut milliyetçileri, Sultan Abdülhamid’in 27 yaşındaki oğlu Şehzade Burhaneddin Efendi’ye tahtı resmen teklif ettiler.
 
XIX. asrın siyasi konjonktüründe çeşitli maksatlarla kurulan yeni ulus/tampon devletlerde, eğer (Sırbistan gibi) millî bir hanedana sahip değilse, hükümdarlık makamını kimin işgal edeceği bir mesele olmuştu. Büyük devletler, denge siyaseti adına, kendi menfaatlerini de gözeterek; Belçika, Yunanistan, Romanya ve Bulgaristan gibi yeni devletlerin başına Alman aristokrasisinden birer hükümdar geçirmeyi uygun buldu.
 
Arnavut Tahtı
 
Arnavutluk, 1912’de Osmanlı Devleti’nden ayrılıp da müstakil olunca, Arnavut milliyetçileri, o zamanki dünya siyasetini elinde tutan büyük Avrupa devletlerinin de muvafakati ile Sultan Abdülhamid’in 27 yaşındaki oğlu Şehzade Burhaneddin Efendi’ye tahtı resmen teklif ettiler. Arnavutların haylisi Müslüman olduğu için, buraya Avrupa hanedanlarından bir hükümdar yakışık almazdı.
Sultan Hamid, Arnavutlar arasında sevilen bir şahsiyetti. Genç ve parlak Şehzade, hem babasının karizması, hem de mevcut padişahın yeğeni olmak itibarıyla tahta münasip görülüyordu. Babası, Cuma Selâmlığına giderken, yanına bu oğlunu alıyordu. Hâlbuki yaşça ondan büyük üç oğlu daha vardı. Avrupa’daki gibi tahta gençlerin çıkmasını temin etmek maksadıyla veraset usulünü değiştirerek bu oğlunu yerine veliahd yapmasını 1906’da İngiliz sefiri Layard teklif etmiş; ancak Padişah kabul etmemişti.
Jön Türkler’in Anglofil (İngiliz taraftarı) kolundan Satvet Lütfi (Tozan); dostları Prens Sabahaddin, Ali Rıza ve Nâmık Zeki (Aral) Beylerle beraber, II. Meşrutiyet’ten üç sene evvel (1905) Cemiyet-i İnkılâbiyye adında adem-i merkeziyetçi bir teşkilat kur­muştu. Maksatları, Sultan Hamid’i tahttan indirip, yerine Şehzade Burhaneddin Efendi’yi geçirmekti. Fakat muvaffak olamadılar.
 
Eski hikâye
 
Osmanlı tahtı üzerindeki haklarından vazgeçmek istemeyen ve bu gibi maceralara da esasen pek yatkın olmayan Şehzade, Arnavutluk tacını reddetti. Sadrazam Said Halim Paşa, bu cevabı büyük devletlere telgrafla bildirdi. Gerçekte bunun arkasında İttihatçı baskısı vardı. Çünkü Şehzade zaten sıra itibarıyla tahta uzaktı.
Daha telgraf yollanmadan evvel, garip bir hadise oldu. Sultan Hamid yaverlerinden iken, hal’ kararını tebliğe memur heyette yer alan Arnavut orduları kumandanı Toptani Esat Paşa, İstanbul’dan bir telgraf aldı. Buna göre, Şehzade Burhaneddin Efendi, birkaç gün içinde tahta geçmek üzere Arnavutluk’a geliyordu.
İstanbul’dan gelen vapur, Draç iskelesine yanaştı. Başında Hamidî fes, üstünde gri sade bir üniforma ile Kayzer-vari bıyıklı, heybetli, yakışıklı ve asil tavırlı bir genç indi. Heyet kendisine tazimde bulundu. Esat Paşa, kumandan kılıcını uzattı; fakat o reddedip Paşa’yı samimi bir şekilde kucakladı. Sonra çevikçe getirilen ata atladı; beraberce hükümet konağının yolunu tuttular.
 
Sirk gibi
 
Taht teklifi haberini İstanbul’da gazetede okuyan Otto Witte adında 42 yaşında bir sirk palyaçosu, Şehzade’nin yerine geçmek gibi çılgınca bir teşebbüse girişmişti. Evvelce de bazı dolandırıcılık işlerine karışmıştı. Viyana’daki bir tiyatrodan Osmanlı üniforması temin etti. İstanbul’daki bir dostundan, Arnavutluk’a Şehzade namına telgraf çekmesini istedi.
Selanik’e gelip gemiye bindi. Şehzade’yi tanımayan koca bir topluluğu kandırmaya muvaffak oldu. 13 Ağustos 1913’te Arnavutluk Kralı ilan edildi. Avrupa devletlerini de teskin için Otto adını aldı.
Hemen umumi af ve Karadağ üzerine harekât için seferberlik ilan etti. Kendisine takdim edilen raporları okuyor, merasimlere iştirak ediyor, memleketin her yerinden gelen heyetleri kabul ediyordu. Nihayet bir Arnavut kızıyla evlenmek istediğini söyleyince, soylu kızlardan müteşekkil bir namzet listesi kendine sunuldu.
 
Dökülen foya
 
Ancak şarlatanın foyası çabuk döküldü. Komedyanın beşinci günü vaziyeti haber alan Burhaneddin Efendi’nin telgrafı üzerine hakikat ortaya çıktı. Şarlatan tevkif edildi. Ancak kadın kılığında hapisten kaçtı. Sardunyalı bir balıkçı sayesinde Bari’ye, oradan da Hamburg’a gitti. 1958’te ölene kadar Eski Arnavutluk Kralı unvanını kullandı; mezar taşına da böyle yazıldı.
Witte’nin anlattığı ve uydurma olması da muhtemel bu hikâye, romanlara (Every Inch a King) ve filmlere (The Prisoner of Zenda) mevzu olmuştur. Muhtemelen patolojik yalancılık (pseudologia fantastica) adındaki mental bir rahatsızlığı bulunan Witte, Almanya’da siyasi bir parti kurduğunu; hatta reisicumhurluğa namzet olup, Hindenburg lehine çekildiğini anlatırdı.
 
Tüfekçinin oğlu
 
Bu macera üzerine Arnavutluk tahtına Wied Prensi Wilhelm geçirildi (6 Şubat 1914). Ancak 7 ay dayanabildi. Cihan Harbi anarşisi içinde memleketi, Arnavut asıllı eski Osmanlı sivil ve askeri bürokratları idare etti. Sonra cumhuriyet ilan edildi.
Derken Sultan Hamid’in tüfekçilerinden Zogu Cemal Paşa’nın oğlu Ahmed Bey, 1925’te reisicumhur oldu. (III. Napoléon gibi) 1928’de de kendini kral ilan etti.
Ahmed Zogu, 1939’daki İtalyan işgaline kadar tahtta kaldı. Osmanlı hanedanı mensuplarına meccanen pasaport verdi. Kız kardeşini Sultan Hamid’in oğlu Âbid Efendi ile evlendirdi. Sultan Hamid’in torunu Orhan Efendi’yi pilotluktan anladığı için hava kuvvetleri kumandanı yapmıştı.
 
Irak Tahtı
 
Bağdat Nakibüleşrafı, yani Cenab-ı Peygamber soyundan gelenlerin mümessili Abdurrahman Geylânî’nin Müslümanlar arasında popülaritesi ve itibarı vardı, Irak’ın ilk başvekili oldu (1920-1922). Bunun İstanbul’da âyân meclisinde âzâ bulunan oğlu Muhiddin Efendi, babasıyla beraber Bağdat eşrafıyla bir araya gelip, Irak’taki Osmanlı menfaatlerini muhafaza için uğraşıyordu. Bir Osmanlı şehzadesini, tercihen Burhaneddin Efendi’yi umumi vali adıyla Irak tahtına oturtmak istiyorlardı.
Bunu haber alan İngilizler, Bâbıâli nezdinde baskı yaparak bunu engellediler. İttihatçı olduğunu iddia ettikleri Muhiddin Efendi’nin bir daha dönmemek üzere Bağdat’a gönderilmesini temin ettiler. Giderken onu kabul eden Sultan Vahîdeddin, hem kendisine hem de babasına nişan vererek gönlünü almaya çalıştı.
Vaktiyle Osmanlı ordusunda vazife yapmış olan Mirliva Cafer Askeri Paşa (1885-1936), 1921 senesinin ilkbaharında Irak’ta harbiye nazırı oldu. Hemen hepsi Osmanlı ordusundan gelen Iraklı zabitlerle anlaştı. Irak tahtına Şehzade Burhaneddin Efendi’yi davet etti.
Ancak Orta Doğu üzerine bambaşka planları bulunan İngilizler, buna şiddetle karşı çıktılar. Irak’ın 1. adamı olan İngiliz Yüksek Komiseri Sir Percy Cox, evvelce Suriye Meliki olan Şerif Faysal’ı 11 Temmuz 1921’de Irak meliki ilan etti. 1958’e kadar tahtta kalan ve sık sık İngilizlerle ters düşen şerif hanedanı, İngiliz destekli bir darbe ile devrildi.
Burhaneddin Efendi, ne kadar sükse sahibi imiş ki, Hitler bile, yeni yükseldiği zamanlarda, “Alman Dostu” hükümdarın sürgündeki oğlunu ziyaret etmiştir. İşgal edeceği yerlerden birinin tacını mı teklif etti, bilinmez. Ama talebinin kabul görmediği bellidir.
 
Kutu
Harika çocuk
 
Padişah bu şehzâdesine, genç yaşta vefat eden sevgili kardeşinin ismini vermiştir.  1902’de Rumeli muhacirlerinin iskân edildiği Beylerbeyi sırtlarındaki köye câmi yaptırdığı için burası Burhaniye diye anılır. Gururlu, ama yufka yürekli olduğu söylenir. Sade ve teklifsiz bir şehzâde idi. O zamanki âdet hilâfına, kendi kullandığı brik arabayla, muhafızı, maiyeti olmadan gezerdi.
Şehzade Burhaneddin Efendi (1885-1949), yakışıklı, kültürlü, güzel giyinen, güzel konuşan ve yazan bir bahriye zabiti idi. Virtüöz ve kompozitör olup, harika çocuk sıfatıyla 7 yaşında iken bir Bahriye Marşı bestelemiştir. Kayzer İstanbul’a geldiğinde, oğlu Prens Albert ile beraber bir gece ufak bir konser vermişlerdi.
Babasının saltanatı devrinde, ABD’nin İstan­bul sefiri Leishmann’ın kızını bir Cuma Selâmlığında görüp beğe­nerek almak istediği; ancak padişahın izin vermediği söylenir. Memlekette iken saraylı hanımlarla iki evlilik yapmış; ikisinde de hüsrana uğramıştır. Her birinden bir oğlu oldu: Mehmed Fahreddin ve Ertuğrul Osman.
1924’te hanedan sürgün edildiğinde, iki oğluyla beraber zaten Viyana’da idi. Nice, Paris ve nihayet 1930’dan itibaren New York’ta yaşadı. Bir petrol şirketinde iyi bir işi vardı. Şehrin en kibar semtinde otururdu. Bu sebeple hanedanın diğer mensupları gibi maddî sıkıntı çekmedi. İki defa daha evlendi.
1949’da kalp krizi geçirerek vefat etti. Cenazesini gemiyle İstanbul’a getirdilerse de iniş izni verilmeyince, Şam’a götürü­lüp Sultan Vahîdeddin’in de bulunduğu Süleymaniyye Câmii hazîresine defnedildi…
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
619259 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-ekrem-bugra-ekinci/619259.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT