BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

MÜBADELENİN DİNMEYEN SIZISI

Dünden Bugüne
Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci
Facebook
Türk-Yunan nüfus mübadelesinin üzerinden neredeyse 100 sene geçti ama, insanların içinde meydana getirdiği sızı dinmedi…
 
 
Yunanistan’daki Müslümanlarla Anadolu’daki Ortodoksların Lozan’da kararlaştırılan mübadelesi 15 Ekim 1923’te Midilli’den başladı. Kara veya demir yoluyla muayyen istasyonlarda toplanan mübadiller, kendilerini götürecek gemileri beklemeye başladılar.
İşler, tarafsız Amerikan heyetlerinin nezaretinde yürütüldü. Asırlardır mülteci ve muhacirlerle uğraşmaya alışmış Osmanlı Devleti’nde bu işi Muhacirin Müdiriyeti tesviye ederdi. Bu sayede hükûmet bu zor işlerin üstesinden gelebildi.
400 bine yakın mübadil, şehirli ve kasabalılar (esnaf, tacir, işçi) ile köylüler (tütüncü, zeytinci, bağcı ve sair çiftçi) olmak üzere iki kısımdı. Nüfusun %20’si sanatkâr, %80’i çiftçi idi. İskânın buna göre yapılması düşünülüyordu.
 
Yollar yollar…
 
Mübadilleri, Seyr-i Sefain İdaresi (Denizcilik İşletmeleri) gemileri taşıdı. Herkes kendisinin ve yanında götürdüğü hayvanın ücretini kendisi verirdi. 100 kilo eşya ücretten muaftı. Vapurlarda yüzlerce ölüm ve doğum vakası meydana geldi. Mübadillerden 3 bini yollarda ölmüştür.
Mübadiller, Yunanistan'daki irkab (bindirme) iskelesinden alınıp; ihraç (indirme) iskelesine getiriliyor; karantinadan sonra buradaki misafirhanelerde üç gün ile birkaç ay geçici iskânla kalıyor; sonra asıl iskân yerine doğru yola çıkıyordu.
Vardıkları yerde iki ay iaşeleri hükümetçe karşılanırdı. Bu yardım, ekmekten ibaret kalmıştır. Bu iş için yurt içinde ve dışında yardım kampanyaları açılmış; mübadiller menfaatine konserler tertiplenmiştir. Yunanistan, Milletler Cemiyeti’nden yardım almış; ayrıca diaspora Rumları, para toplayıp Yunanistan'a göndermiştir.
Mübadillerin, 56 bini Samsun’a, 80 bini Trakya’ya, 39 bini Balıkesir’e, 65 bini İzmir’e, 27 bini Bursa’ya, 33 bini İstanbul’a, 26,5 bini İzmit’e, 6 bini Antalya’ya, 30 bini Konya’ya, 20 bini Adana’ya, 4 bini Sivas’a, 3 bini Kastamonu’ya yerleştirildi. Bunu diğer vilayetler takip eder.
 
Maddi ve manevi sefalet
 
Vilayet ve kaza merkezlerinde arazi tevzi komisyonları kuruldu. İlk etapta mübadillere, Rumlardan kalma ev ve araziler verilecekti. Ama tatbikatta işler pek de öyle yürümedi. Bazısı malına az çok denk bir mal alırken; bazısına daha az düştü. Bazısının eline bir şey geçmedi.
Mübadiller maddi ve manevi sefalet yaşarken, bunlara dağıtılması lazım gelen emval-i metrûke, kodamanlar tarafından iç edilmiş veya yerli halkın işgali altında idi. Mübadiller, birbirlerinden ayrılmak istemiyor veya alıştıkları iklimi arıyorlardı. Bu, hükûmetin işini zorlaştırdı.
Aileler bölündü. Dağ köylüsü, sahile; zeytinci, buğday mıntıkasına, sanatkâr köye; köylü şehre yerleştirildi. Kışın, zeytinler, bağ kütükleri odun olarak yakıldı. Bu da ekonomiye ve sosyal hayata ciddi zararlar verdi.
 
 
Meşhur mübadiller
 
Anadolu’dan 626.954; Şarki Karadeniz’den 182.169; İstanbul’dan 38.458; Şarki Trakya’dan 256.635 olmak üzere 1.104.216 Rum Yunanistan’a göçürülmüştür.  Yunanistan, Türkiye’den gelenleri, Yugoslavya ve Bulgaristan hududundaki mıntıkaya iskân ederek, buradaki Rum nüfusu %42’den %90’a çıkardı ve iki ülkenin toprak taleplerini önlemiş oldu.
Türkiye’de köylü, buna mukabil Yunanistan’da şehirli nüfusu arttı. Yunanistan’dan gelen Türklerin çoğu fakir olmasına mukabil, Türkiye’den giden Rumların haylisi iyi kötü bir servet ve sanat sahibi idi. Celal Bayar der ki, “Gidenlerle gelenlerin hayat seviyesi aynı değildir. Gidenler esnaf, gelenler rençberdir.”
Azınlık psikolojisi, iyi bir motivasyondur. Bu sayede mübadillerin çoğu iyi bir hayat kurabilmiştir. Selanik mübadillerinden hâli vakti yerinde olanlar, sanayi, ticaret ve bürokraside rol oynamış; bilhassa dönme diye bilinen kapalı, ama entelektüel seviyesi yüksek bir kesim, bürokrasi ve medyada mühim mevki tutmuştur.
Necati Cumali, Esin Afşar ve kardeşi Oktay Sinanoğlu, Osman Kavala, Ali Tanrıyar, Beşiktaşlı Baba Hakkı (Yeten), Erman film sahibi Hürrem Erman, Prof. Cahit Arf, Hititolog Sedat Alp, Necdet Sezer, Osman Kibar, Ayhan Işık, Ertuğrul Akbay meşhur mübadillerdendir.
1912-1922 arası gelenler de mübadil sayıldığına göre bu liste daha kabarıktır: Zübeyde Hanım, Afet İnan, mimar Orhan Arda, oyuncu Aziz Basmacı, Halit Refiğ, Haydar Tatlıyay, Hüseyin Mayadağ, Münevver Ayaşlı, Neveser Kökdeş, Muhlis Sabahaddin Ezgi, Raif Dinçkök, yazar Reşat Fuat Baraner, Sabiha Sertel, Zekeriya Sertel, müzisyen Samim Bilgen, maarifçi Şemsi Efendi, Galatasaraylı Ulvi Ziya Yenal, Hasan Tahsin, sinemacı İhsan İpekçi, İsmail Cem, Abdi İpekçi, Munis Tekinalp (Moiz Kohen), Muazzez Tahsin Berkand, edebiyatçı Necmi Dilmen, Dinç Bilgin, Canan Barlas, Halil Bezmen,  Hasan Hasgüler, Yesari Asım Arsoy, iş adamı İsmail Keskinoğlu, Tahsin Banguoğlu, klarinet Selim Sesler, yazar Mahmut Özay, Metin Serezli, tiyatrocu Mahir Canova, yazar Raif Karadağ, edebiyatçı Kenan Akyüz, Nizameddin Nazif Tepedelenlioğlu, İlhan Selçuk, Emin Çölaşan.
Yunanistan’da da bazı mübadil meşhurlar şunlardır: Arkeolog Manolis Andronikos, yazarlar Menelaos Loudemis,  Giorgos Theotokas, Maria Iordanidou, Fotis Kontoglou, Stratis Doukas, Elias Venezis, Ioannis Sikoutris, Mikis Theodorakis, Dido Sotiriou, Nobelli şair diplomat Giorgos Sepheris, tarihçi ve siyasetçi Paulos Karolidis, gazeteci Dimitris Psathas, yazar ve siyasetçi Dimitris Glynos, müzisyenler Sofia Vembo, Domna Samiou, Manolis Kalomiris, Stavros Kouyioumtzis.
 
 
Yıkım olur!
 
Rumlar, geride gayrimenkullerini bıraktığı gibi, mal ve paralarını da yanlarında götürmeyi imkânsız veya riskli gördüklerinden, güvendikleri komşularına bırakmış veya gömmüştü. Çoğu mübadelenin geçici olduğunu, tekrar geri döneceklerini zannediyordu. Anadolu’da böyle Rum malıyla zengin olanlar vardır.
Mübadele, bilhassa yetişmiş nüfusa ihtiyaç duyan Yunanistan’ın işine yaramış; Anadolu’nun iş bilir Ortodoksları, ‘komşu’nun iktisadî güçlenmesine katkıda bulunmuştur. Çiftçi Rumlar sayesinde Yunanistan, tütüncülük, bağcılık, ipekçilik, halı dokuma gibi sahalarda büyük hamle yaparken, Türkiye uzun zaman kendisine gelememiştir.
Şehirli Rumların ekserisi ticaretle uğraşırdı. Karadeniz ve Orta Anadolu’dakiler çiftçiydi. Egedekiler ise ihracata müteveccih imalat yapardı. Şehirdeki işçilerin çoğu Rum idi. İş yerlerinin %49'u Rumlara aitti. Serbest meslek erbabının %44’ü Rum idi. Türk tarafı İstanbul Rumlarının da gitmesini isteyince Lord Curzon, “Siz ne diyorsunuz? Türk ekonomisi için bir yıkım olur” demişti.
 
 
Hata imiş!
 
Türkiye’ye gelen mübadiller, yerli halkın bazısınca yadırgandı; hatta dışlandı. Bunun iki sebebi vardır. Mübadillerin takriben %36’sı Türkçe konuşabilmekteydi. Aynı dinden olsalar da, kültür farkı vardı. Ayrıca bunları ellerindeki parsaya ortak çıkan kişiler olarak gördüler. Emval-i metrukeye tek başına çöreklenmek varken, Rumeli’den gelenlerle paylaşmak bunların hiç hoşuna gitmedi.
Rıza Nur ve Hamdullah Suphi, Türkçe bilmeyenlerin (Türk olmayan Müslümanların) getirilmesinin hata olduğunu mecliste söylemiştir. Ancak bunların kolayca ve hızla asimilasyonu; ulus-devlet telakkisinin yerleşmesine ve “öteki”siz bir ülkede totalitarizmin güçlenmesine katkıda bulunmuştur. Onların da ekserisinde devlete, hatta resmî ideolojiye bağlılık hissi, daha güçlü olmuştur.
 
 
Türk tohumu
 
Yunanistan’a giden Rumlar, bilhassa Karamanlılar ciddi intibak problemleri yaşadılar. Türkiye’de muhacirler için “gâvur tohumu” gibi aşağılayıcı tabirler kullanıldığı gibi, bunlar da Elen asıllılar tarafından dışlanarak ‘Tourkiki Sporon’ (Türk Tohumu) diye anıldılar.
Onlar da Anadolu’dan geldikleri yerin ismini verip başına da ‘Nea’ (Yeni) kelimesini ekledikleri farklı köy ve mahallelerde, Elen asıllılara fazla karışmaksızın, kendi dil ve kültürlerini muhafaza ederek yaşadılar. Bir kısmı ise Avrupa ve Amerika’ya göçmek zorunda kaldı. Mana mou ellas (Anamız Yunanistan) filmi ve filme adını veren şarkı, bu hayal kırıklığını çok iyi anlatır.
1924’te Selânik’te neşredilen bir kitapçığın içindeki şöyle başlayan 99 kıta, bu acı günleri dile getirir:
İsmet Paşa, Venizelos geldiler,
Trampa yapmaya karar verdiler.
Acep bunu bir ferde mi sordular?
Dünya kurulalı görülmemiştir.
Türkiye’den aldırdılar bizleri,
Kan ağlıyor hepimizin gözleri.
 
 
Dedemin İnsanları
 
Mübadele ile Rumeli’nin bir kısmında 5 asırlık Müslüman varlığı silindi. Gözyaşlarıyla hicret eden Müslümanlar gibi; Rumlar da, atalarının asırlardır yaşadığı vatanlarını düşünmeden bir an geçirmediler. İki ülke arasındaki münasebetler düzelmeye yüz tuttukça da, mübadelenin her iki tarafındakiler serbestçe gidip anayurtlarını ziyaret etme imkânı buldular. Ayakta kalabilen evlerini, mabedlerini, bağ ve tarlalarını gördüler.
Mübadele, yüz binlerce insanın tarihi hafızasında iz bırakmış bir travma olmakla beraber, son zamanlarda yazılan romanlar ve çekilen filmlerle tekrar konuşulur hâle gelmiştir. İnanca dayalı mecburi mübadele sonrası yaşanan dram ve ayrılık, iki tarafın da sosyal hayatında ve hissiyatında derin bir kırılganlık meydana getirmiş; mübadeleyi mevzu edinen hatıratlar, filmler, kitaplar ve müzikler neşrolunmuştur. Kendisi de bir mübadil çocuğu olan Çağan Irmak'ın “Dedemin İnsanları” filmi bunların en meşhurudur.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
622490 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-ekrem-bugra-ekinci/622490.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT