BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

“Bir ders verme, hakikati öğrenme zamanı geldi!..”

Birçok kimse Hacı Bayram-ı Veli'nin talebesi olduğunu söyleyerek vergi vermiyordu.
 
Görülmeye değer bir manzaraydı. Aşağı ve yukarı müridlerinin neredeyse tamamı onun müşfik kanatları altında toplanmıştı. Bir yandan her bir tarafa açılan bembeyaz örtüler, çadırlar, diğer yandan “Hocamız buraları terk edip giderse; aman sahipsiz kalmayalım” bakışıyla dört tarafı kontrol eden şakirtler…
Sarı, kahverengi, duman, akşam güneşi, ak, kara, alacalı giyinmiş her yaştan ve her cinsten sayılamayacak kadar insan; büyük bir sabırsızlıkla hocalarının emirlerini bekliyorlardı.
Gök semadan nur mu yağmıştı? Yoksa mübarek Hacı Bayram-ı Veli hazretlerinin ziyası mı ortalığı aydınlatıyordu?
Yoksa başka bir şey mi vardı?
Bayram’ın daha çok yazacakları var.
Tozu dumana katıp gelince davar,
Sağmak için analar kolları sıvar.
Koyun kuzu meleşir, inler kaldavar.
                      ***
Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri yine talebelerinin başındaydı. Elinde Murat Han’ın yazdığı ferman vardı. Talebelerin yalnız ilimle meşgul olmaları için vergi ve askerlikten muaf tutulduğu yazılıydı. Birçok kimse vergi ve askerlikten kurtulmak için Hacı Bayram-ı Veli “kuddise sirruh” hazretlerinin talebesi olduğunu söyleyerek vergi vermiyordu.
Padişahın iyi niyetini istismar edenler çoğaldıkça çoğaldı. Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri bu durumun farkındaydı ve çok üzülüyordu, ne kadar rahatsız olsa da kimseye bir şey diyemiyordu.
Tarlaya tohumlar tek tek saçıldı.
Olgunlaştı, deste deste biçildi.
İyileri kötülerden seçildi.
Kim bilir ne badireler geçildi.
                  ***
Aylar günler birbirini kovaladı. Zaman su gibi akıp gitti. Gün geldi talebeler öyle çoğaldı ki; Ankara’nın mali ve askerî nizamı bozulacak hâle geldi. Bunun üzerine devlet; Şeyh Hazretlerinden talebelerinin bir listesini istedi. Hacı Bayram hazretleri, Ankara’nın Kanlıgöl mevkiinde bir çadır kurdurdu. Kendisine intisab edenlerin buraya toplanması haberini verdi. Çadırın önüne binlerce kişi doluştu. Dağ, taş insan kaynıyordu, her taraf müridden geçilmiyordu...
Anadolu’nun uzak yakın her tarafından, bilinmedik diyarlardan gelmişe benzeyen müridler, ancak kıyafetlerinden ayırt edilebiliyordu. Serçeler, sığırcıklar, leylekler, karakargalar kendi lisanlarınca ötüşerek insanların üzerlerinden uçuşuyor, çıkardıkları sesleriyle Kanlıgöl çevresine gelmiş kalabalığın merak ve telaşına iştirak ediyorlardı sanki.
Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri; vadileri dolduran kalabalığa bakarak içinden; “Bir ders verme, hakikati öğrenme zamanı” diye geçirdi. Bunca insanın zar zor geldiği bu yerde, hırslardan, kederlerden bunalmış art niyetli olanlar; çoktan dedikoduya başlamışlardı bile. Mavi atlastan, erişilmesi imkânsız devasa gök kubbenin altında bir masal, bir efsane yuvasını hatırlatan kıl çadırı görenler; hayal kuruyor, ruhi, hissi, beyaz ve nurlu rüyalar görmek kadar akıllarından neler neler geçirmiyorlardı ki. Onlar arazide olduklarını unutmuşlardı. DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
612231 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/612231.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT