"Bak kızım, eğer bunlara riayet etmezsen, kendin rahatsız, huzursuz olursun. Ben tecrübelerimi sana aktardım..."
Kayınvalidem, evdeki tertip düzenle alakalı bana tembihlerde bulunuyordu:
-Mesela oğlumu ara sıra imtihan ederim. "Aynanı ver bakalım…" derim. Hiç ceplerini karıştırmadan verir. Tarağı, misvağı, para cüzdanı daima belli yerdedir. Meselâ çakısı, bugün sağ cepte ise diğer bir gün sol cebine koymaz. Eğer bunlara riayet etmezsen, kendin rahatsız, huzursuz olursun. Ben tecrübelerimi sana aktardım. Çamaşır yıkayacak olsan, deterjanın yerini biliyor musun?
Beklemediğim bir sual gelince biraz düşündükten sonra:
- Alışacağız anne dedim.
- Kızım işleri tamamen sana bırakırsam şaşırabilirsin. Şimdilik yine ben yapmaya çalışayım. Sen bana yardım et! Her şeyi iyice öğrendikten sonra da, ben sana yardım etmeye çalışırım.
- Nasıl istersen anne!
- Annene şikâyet yok tabii.
- Utandırıyorsun anne!
- Kızım, ben evde bulunmadığım zamanlar komşular gelebilir. İyi geçinip geçinmediğimizi sorarlar. Maksatları derdine çare bulmak değildir. Senden duyacağı birkaç söz yanına birkaç daha ilâve ederek sağda solda anlatmaktır. Ev hâli, oğlum veya ben hoşuna gitmeyen işler yapabilir, farkında olmadan da seni üzebiliriz. Derdini ona buna anlatmakta fayda yoktur... Kötü bile olsa, soranlara “İYİYİZ" diye cevap ver. Hiçbir şey kaybetmez, aksine çok şey kazanırsın...
- Peki Efendim!
- !!!
Git sana gelmeyene!
Milleti bölmeyene,
Sakın cevap verme hiç!
Kendini bilmeyene!
***
Ertesi gün sabah namazı için kalktım. Bütün aile ayaktaydı. Kimi abdest alıyor, kimi kahvaltı için ocağın başındaydı. Hepsinin de yüzü gülüyordu.
Ben de hemen yatağımı düzelttim, dökülenleri kaldırdım, karanlık bakan yarı açık tel dolabı, tahta masayı sabunlu sularla sildim. Çiçeklerin suyunu değiştirdim, sararmış yapraklarını temizleyerek odaya sabun kokulu sıcak bir hava estirmeye çalıştım. Bütün kalbimle tebessüm edip gülümsedim, günler boyu hep gülümsedim.
Evimden, işimden, eşimden velhasılı hayatımdan memnun görünerek herkese moral verdim. Şahsi arzularımı, olmayacak beklentilerimi dondurdum. "Elbet daha iyi günler bizi bekliyordu ve o günler uzak değildi..." diye düşündüm.
Gelin dediğin iyimser olmalı, yeri geldiğinde "Polyannacılık" oynamalı, yüreği kan ağlasa da etrafına gülücükler dağıtabilmeli...
Üzeceğim bir iş yapmayacaktım, yapsam da hemen hatadan dönmesini becermeye çalışacaktım. Buzlar nasıl olsa bir gün çözülür, hiçbir şey sonsuza kadar süremezdi.
Üzengisiz yürüyen at,
Çağırmadan kalkan avrat,
Buyurmadan tutan evlat,
Elbet, ne devlet ne devlet...
Lüzum kalmaz düğünlere!
Artık gir oyna, çık oyna...
Sahibini teperse at,
Anlamazsa sözden evlat,
Bir de kötü ise avrat,
Zehir olur artık hayat…
Durma 'yas tut', kara bağla!
Artık gir ağla, çık ağla...
DEVAMI YARIN

