Kaydet
a- | +A

"Sizlere kendimi tanıtayım diyeceğim ama söze nereden başlayacağıma karar veremiyorum. Aslında tanıtmaktan da çekiniyorum."

AHMED SCHMİEDER...

Merhaba!

Sizlere kendimi tanıtayım diyeceğim ama söze nereden başlayacağıma karar veremiyorum. Aslında tanıtmaktan da çekiniyorum, çok farklı mânâlar yüklersiniz diye. Hepiniz bambaşka şeyler alırsınız benden.

Fazla detaya girmeyeyim Almanya’da doğdum. Ailemizin minik bir tanesiydim önce. Her bebek gibi anneciğimin ninnileriyle sulanıp kollarında uyudum. Çok itinayla büyütüldüm. Babacığımın elleri uzandı boy verdim, koştum, oynadım uçsuz bucaksız çimenlerde. Sarışın bir delikanlı oldum, Beethoven'i, Mozart'ı söyledim, rüzgârlarla yarıştım. İyi insanların hasretini çektim. Hep onlarla buluşacağım günlerin rüyalarını gördüm. Tahsil hayatım muvaffakiyetlerle doluydu. Ailemin imkânları, merakım beni dünyayı gezip öğrenmeye itti.

Önce en yakınlarımdan başladım. Bütün Avrupa'yı gezip gördükten sonra ikinci merhalede yolumun üzerinde olmasından mı ne Türkiye’ye gittim. Bana çok değişik geldi bir o kadar da sevimli… Uzun müddet kaldım. Doyamadım. Gençliğimde her yaz gelir, günlerce kalırdım bu şirin memlekette. Çok memnun olmuş, unutulmaz hatıralar yaşamıştım...

Sebebini tam izah edemesem de Türkiye'yi, Türkleri çok seviyordum. Bir arkadaşın tavsiyesiyle devamlı kalmak için Polonya'ya gittim, aradığımı bulamadım ve fazla gezip-tozmadan da geri döndüm. Dedim ya merakım sebebiyle birçok memleket gezmiş, görmüş olmama rağmen en çok rahat ettiğim yer bu topraklardı. Tecrübelerim neticesinde geldiğim son nokta; Avrupa'yı gözümüzde pek fazla abarttığımızdı. İnsan münasebetleri çok sathi yani yüzeysel ve tahmin edemeyeceğiniz kadar da cahildiler. Yani Avrupa dışı medeniyetler hakkında doğru malumata sahip değillerdi. Bu duruma çok üzülüyor ve bir o kadar da şaşırıyordum. İçinde doğup büyüdüğüm Avrupa beni büyük bir çıkmaza sokmuş, hepten bunaltmıştı.

Niçin böyle düşünüyordum?

Hayatımın değişik safhalarında birçok problem yaşadım lakin onların sağlıklı bir şekilde çözülmesi için, yetkililer dahil, eş dost, konu komşudan yeteri kadar yardım alamıyordum. Güler yüz, tatlı dil, itimat edebileceğim samimi jest ve mimiklere hasrettim. Sanki her birimiz bir etten kemikten robottuk da bize insan diyorlardı. Bana göre insan menfaatini düşünürdü de bu kadarı pek fazlaydı. Bir sıkıntı yaşadığımda muhataplarıma defalarca gider, hatta yalvarırdım “Ne olur bu müşkülatımı gidermeme yardımcı olun…” diye. Sanki duvardı insanlar ya da ben çok şey istiyordum. Belki de psikologların dediği gibi ben ruhi bir bunalım içindeydim. Bir yerde bir anormallik vardı ama neredeydi? Bende mi yoksa içinden çıktığım medeniyette mi? İşte cevap bekleyen suâl buydu.

Kanatsızdır uçamaz,

Başka yere kaçamaz,

Bir tek anahtarı var,

Bir başkası açamaz.

Her karşılaştığım problemin her seferinde tepeden bakıldığını ve umursanmadığımı hissediyordum. Bu da beni kara kara düşündürüyordu.

DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...

ÖNE ÇIKANLAR