Kaydet
a- | +A

Varlıklı bir aile yapım varken Türkiye'ye yerleşmem, alt sınıfa düşmem ve hayat kalitemin daha da aşağılara çekilmesine razı olmam olacak şey değildi.

Üstelik varlıklı, üst sınıf aileden biri olduğumdan en azından ekonomik olarak menfiliklerin o kadar tesirinde kalmıyordum. Bunu da büyük bir artı olarak düşünüyordum. Böyle bir aile yapım varken Türkiye'ye yerleşmem alt sınıfa düşmem ve hayat kalitemin daha da aşağılara çekilmesine razı olmam olacak şey değildi. Bunun “yıkım" mânâsına geleceğini fark etmeme rağmen yine de tercihim Türkiye’den yana olmuştu.

Peki niçin Türkiye deyip başka şey demiyordum?

Bir kere bu memleket, doğup büyüdüğüm yerlere hiç benzemiyordu. Gece gündüz, siyah beyaz kadar farklı, cenup şimal, şarkla garp kadar birbirinden uzak ve o kadar da zıt medeniyetlerdi. Garpta, herhangi bir memlekette acımdan ölseydim kimse zahmete girip de beni doyurmaya, ölümden kurtarmaya çalışmazdı. Hatta hepten yanımdan uzaklaşırlardı, belki yardım mardım isteyen olur diye... Türkiye'de öyle mi? Burada şu veya bu şekilde karşılaştıklarım beni yabancı görünce; işini gücünü bırakıp hemen ihtiyacımız olup olmadığını soruyor “Ay hoş sefalar getirmişsiniz! Size bir yardımımız veya hizmetimiz olur mu? Bir çayımızı içseydiniz, hiç olmazsa bir bardak su…” deyip davet edenleri görünce ne kadar haklı olduğumu düşünüyordum. Anlayacağınız şarkta muhatap olduğumuz, karşılaştığımız her insan bir şeyler ikram etmeden bırakmıyor, elinden gelen iyiliği yapmaya çalışıyordu. Gördüğüm samimiyet karşısında, kalpleri muhabbetle dolu insanlara hayranlığım daha da artıyordu elimde olmadan.

Bir ara tahsil hayatım icabı ABD'ye gittim. Aklım fikrim 'Türkiye' dese de işlerim icabı orada da uzun müddet kaldım. İyice hasret hat safhaya varınca da sevdiğim memlekete uğradım. Çok değişikliklerin olduğunu fark ettim. Neler mi? Başta yollar, köprüler, hava limanları, gökdelenler… Daha neler neler? Gördüğüm kadarıyla Avrupa'yı çoktan sollamıştı bile. Kılık kıyafetlerine bakarak "insanlar da değişmiş" diye düşünüyor, garip bir burukluk hissediyordum.

Bana bak şaşkın oğlan,

Fikrinde taşkın oğlan,

Vara yoğa dolaşma!

Yakındır aşkın oğlan.

Bu hissiyat ile gösterişten uzak, imar olmuş memleketi sevinçle dolaşırken o eskilerden kalmış olabileceğini tahmin ettiğim oldukça yaşlı birine rastladım, selâm verilip alındıktan sonra ona sordum:

- Gençliğimde her yaz gelir, günlerce kalırdım burada. Çok memnun olmuş, unutulmaz hatıralar yaşamıştım. Seneler belimizi büktü, hastalık, musibet derken istemeyerek bir müddet ayrı kaldım.

- İnsanoğlunun başına neler gelmiyor ki bey?

- Dahası var! Misafirperver, çalışkan, gülen gözlü, cömert, sıcak kalpli, hayırsever, dost canlısı, işinin ehli insanlar vardı buralarda.

- Ömrü yetenler ahirete hicret etti. Geriye kalanlar da aynı tempoda, aynı güzel hizmetlerine devam ediyorlar! Torunları bu hayırlı bayrak koşusunda geride kalmak istemiyor!

- !!!

Adamın bu izahatına memnun kaldım, dostça elini sıktım.

DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...

ÖNE ÇIKANLAR