BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Yuvayı yapan dişi kuş derler. Helâl kazanıp birlikte yerler.

"Ey; beni benden alıp alıp götüren;/Elif endamlı, şuh bakışlı bir nazen..."
 
 
Erkekler meclisi ilim meclisi olmuştu. Derin fıkhi mevzular konuşuldu, sualler soruldu cevaplar verildi. Güveyi bir medrese talebesi olunca; sözün, sohbetin ilimden, irfandan açılmasından daha tabii ne olabilirdi? Hanımlar meclisi de erkeklerinkinden geri kalmıyordu. Günün imkân ve şartlarına göre sevinçlerini paylaşıyorlardı.
Dışarının yağmuru, içeriyi de etkilemişti. Kimse bir tarafa gidemediğinden oldukça kalabalıktı evler…
Sohbetten sonra hatimler indirildi, Mevlid-i şerif okundu, duâlar edildi. Delikanlılar güveyi evine götürmek için sabırsızlanıyordu. Önce büyüklerinin tek tek ellerini öpüp müsaade aldılar. Adım atılacak yer yoktu. Zar zor vardıkları kapıyı yine zorlukla açıp dışarı çıkıp derin bir nefes aldılar.
Yağmur dinmiş, her tarafı kesif bir toprak kokusu kaplamıştı. Vakit kaybetmeden yürüdüler. Çamurlu sokaklarda yol almak kolay olmuyordu. Güle oynaya, şakalaşarak yeni inşa edilmiş ihtişamlı bir konağın önünde durdular. İbrahim’in başı önde, mahcup görünüyordu. Bir duâ da burada yapıldı. Damadın sırtına vurarak içeri sokmak yaygın âdet olsa da İbrahim’e bunu yapmadılar. İlim her fenalığa maniydi. Delikanlılar, bu hususta hassas davranmış, bir hata işlememişlerdi.
Duâdan sonra İbrahim’i amcasının hanımı karşıladı.
- Güzel gelinimizi sana, seni de Allah’a teslim ettim.
- Peki başım-gözüm üstüne yenge!
- Mübarek olsun, mübarek… Saadetler temenni ederim İbrahim’im…
- Âmin ecmain…
Seccadeyi yere serdikten sonra odadan çıkıp gelinin yanına gitti. Anane icabı son nasihatlerini tekrar etmesi lazımdı.
Yuvayı yapan dişi kuş derler.
Helâl kazanıp birlikte yerler.
               ***
Allah rızası için kılınan namazını bitirip duâsını yaptı kalktı İbrahim; “Bismillah” deyip gelin hanımın bulunduğu iç odaya adımını atınca, sanki Cennetin kapısına gelmiş gibi mest oldu, aklı başından gidecekmiş gibiydi. Önce, senelerce itinayla damıtılmış bir türlü dışarıya çıkamamış, insanı ferahlandırıcı, başka âlemlere götürücü bir gül kokusu odayı doldurdu her yanına, sonra, gözleri yarı aydınlığa alışınca, kar gibi beyazlatılmış çam merdivenlerin başında, birbirine bakan iki kapı kanadının ilerisinde, nar renkli poşuların yüzünü örttüğü hayatında ilk defa yalnız başına kalakalacağı selvi boylusunu gördü.
Nefsine gem vurup ezim ezim ezen;
Kim ne derse desin güzel huyla bezen!
Ey; beni benden alıp alıp götüren;
Elif endamlı, şuh bakışlı bir nazen.
        ***
Heyecandan bayılacak gibiydi. Başını kaldırıp bakamıyordu. Edebinden miydi, okuduklarını daha bitiremediğinden miydi? Onu kendisi de tam bilmiyordu. Her şey gözünden, hayalinden silinip gitmişti. Tozpembe bulutların üzerinde uçuyor gibiydi. Sağ ayağını eşikten atınca ardında bütün dünyayı bıraktığını sandı. Bir adımla bütün dünyası değişir miydi bir insanın? İşte onunki değişmişti. DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
614222 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/614222.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT