BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Eşkıyalar, bu beklenmedik hâli görünce paniklemişlerdi

Erzurum’a giden toprak yollardan bir toz dumanı kalkıyordu ki sormayın…
 
Gençlerin hepsi de bu hususta hemfikirdi. Osman Efendi’nin işaretine kadar bulundukları yerde durdular. Abdestliydiler, gerçi namazları yarı kalmıştı ama vakit uzundu. Nefeslerini tutmuş, durmadan tövbe istiğfar çekiyorlardı.
Eşkıyalar, atlıydılar ve uzaktan karaltı olarak görünüyorlardı. İki koldan sürülere doğru yaklaştıklar. Köpeklerin canhıraş havlamaları dışında, derin uğultu hâlinde kadınların hıçkırıkları duyuluyordu sadece.
Nene’ye çekilen silahtan bir müddet sonra uzaktaki yüksek kayalıklardan ikinci bir silah sesi daha işitildi. Eşkıyaların bu işareti; “hücum" demekti.
Osman Bedreddin, eliyle arkadaşlarına “dikkatli ve de hazır olun” emri verdi ve atını mahmuzladı.
Sanki tufan olmuş, yer yerinden oynamıştı. İki koldan bütün imkânlarıyla hücum ediyorlardı. Kollardan birisine Hafız Osman Bedreddin, diğerine Mehmet Abdullah reis olmuştu.
Erzurum’a giden toprak yollardan bir toz dumanı kalkıyordu ki sorma… Gecenin karanlığında nice atlı imdada koşuyor sanılırdı. Eşkıyalar, bu beklenmedik hâli görünce panikledi, pek şaşırdılar. İki ateş arasında kaldıklarını sanıp durakladılar. Hâlbuki toz duman içinde yaklaşan ancak beş on köylüydü. Gece, ay ışığı, bağrışmaların kayalarda yankılanması, korkunç havayı daha beter hâle getiriyordu. Ermeni çetesi, beklemedik bu karşı hücumdan şaşırdı. Eşkıyadan hiç kimse olup bitenlerin farkında değildi. Bu belirsizlik onları fena korkutmuştu. Reislerini dinlemeden, tabana kuvvet rastgele kaçmaya başladılar. Bozgun erken başlamıştı!..
Osman Bedreddin, Mehmet Abdullah ve arkadaşları hâlâ delicesine at koşturuyor, fırsatı kaçırmamak için iyice çemberi daraltıyorlardı.
Seyyide Nefise Hoca Hanımefendi de hanımları alıp kaçış noktalarını tutmuşlardı. Nene, yorgun olduğundan ve ısrarla “kalsın” diye tembihlenmesine rağmen o da eline geçirdiği kocaman bir sopayla yardıma koşmuştu. Gece, karanlık… Kim ve ne oldukları belli olmayan insanların canhıraş çığlıkları, korkunç bağırtıları, yürek parçalayan acı feryatları; en cesurların bile tüylerini diken diken etmeye yetip artıyordu bile.
Seyyide Hanım, boş durmuyordu. Rahat hareket edebilmek için ihramını beline dolamış, elindeki uzun bir sopayla cesaretlendirdiği hanımların önüne koşuyordu. Can pazarının olduğu yerde gözleri kardeşini arıyor... Bir ara Osman Bedreddin’in bir akıncı gibi eşkıyaların içine dalmış olduğunu gördü. Vurduğunu deviriyordu. Yere düşenin üzerine arkadan gelen adamı çullanıp elini, ayağını bağlıyor, öylece bırakıyor, başka eşkıyanın peşine koşuyordu… Sanki bunlar Çeperli köyünde yaz boyunca çiftte çubukta çalışmamış, yorgun argın gençler değildi. İnanılmaz bir çabuklukla kaçanlara yetişiyor, yakalıyor ve sıkı sıkıya bağlıyorlardı.
Seyyide Nefise Hanım’ın gözleri kardeşinin üzerinde... İki elini iki yana açtı, duâ üzerine duâ ediyor... Cenâb-ı Hakk’ın sevgili kulları evliyâ ve mürşidini vesile ederek yardım istiyordu. Ağlamaktan gözler kan çanağına dönmüştü. Bütün kadınlar, çocuklar avazları çıktığınca “âmin, âmin…” diye ortalığı çınlatıyordu. DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
617076 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/617076.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT