Yanımdaki iki kişi belli ki; birbirlerini eskiden beri tanıyorlar. Oldukça hararetli dinî, millî ve dünyevi meseleleri mütalaa ediyorlardı.
Bir kaç veliyle gölgelikteki bir bankı paylaşıyordum. Kalabalığın en şanslılarından sayılırdık. Çünkü güneşte kalmayacağımız oldukça iyi bir yer bulmuştuk. Meydanda olup bitenleri; velilerin, çocukların, vazifeli öğretmen ve hatta emniyet mensuplarının nasıl bir şaşkınlık içinde çalıştıklarını tam olarak görebiliyorduk.
Yanımdaki iki kişi belli ki; birbirlerini eskiden beri tanıyorlar. Oldukça hararetli dinî, millî ve dünyevi meseleleri mütalaa ediyorlardı. Amerika'nın emperyalistliğinden, Çin'in uyuyan dev olduğundan, Rusya'nın eski sömürdüğü devletleri kontrol altında tutma çabasından, Arap baharından, memleketimizde olup bitenlerden dem vurup duruyorlardı.
Terli serine gider,
Herkes yerine gider
Yahudiler ne tuhaf,
Her gün derine gider!
Yakınımda olduklarından bütün konuşmaları en detayına kadar duyuyordum. Söz döndü dolaştı İsrail'e kadar geldi. İngilizlerin gizli dünya hâkimiyetini de ihmal etmediler. Fakat dikkat ediyorum; İsrail ve İngiliz aklından konuşurlarken daha bir heyecanlanıyor, Osmanlı'yı yıkmalarına öfkelenip bu iki kavmin gizli dünya hâkimiyeti planlarından bahsediyorlardı. Hararetle konuşulanlardan biri:
“Hitler demiş ki; öyle bir zaman gelecek öldürmediğim her Yahudi için bütün dünya beni suçlayacak!”
Mevzu derindi, nerede duracağı hiç belli değildi. Konuşmalar; İsrail üzerinde iyice yoğunlaşmıştı. Bir müddet dinlemekle yetindim. Fakat çok lakayt kaldığımdan, rahatsız olduklarından mı, yoksa benim ne düşündüğümü fazla merak ettiklerinden mi ne; konuşanlardan biri bana döndü:
- Bey, siz ne düşünürsünüz bu mesele hakkında?
- Hangi mesel?
- Yahudilerin düşmanlığı…
İlla da bir şey beklediklerinde mecburen fikrimi söyledim:
- Onu bunu bilmem ama size bir büyüğümden dinlediğim, yaşanmış bir Yahudi hikâyesi anlatayım… diyerek söze başladım.
- Çok iyi olur bey, isminiz?
- Ragıp.
- Karadayı’sı da var mı?
- Var! Var da, onu nereden biliyorsun?
- Kasetlerden, filmlerden…
- Him, demek tanışıyoruz.
- Ooo! Ragıp Bey! "Biliyor musun biz o kasetlerle büyüdük?" desek doğru söylemiş oluruz. Hele şansa bak; kimin aklına gelir bir mektep bahçesinde filmlerini seyrettiğimiz, kasetlerini dinlediğimiz beyle karşılaşmak. Olacak şey değil!
- Nasip olunca "olmazlar" oluyor. Ya sizler kimsiniz? Nerelisiniz?
- Türkiyeli! Deyip kahkahalarla gülünce ben de lakayt kalmadım.
Adamın biri Ardahanlıymış, aynı zamanda bir iş adamı. Diğeri de doğma büyüme İstanbullu esnaf, mahalleden arkadaşlar... Ardahanlı kendini pek iyi yetiştirmiş, din ve dünya meselelerinde oldukça isabetli fikirleri vardı. Film hatıralarımızdan sonra ilk suallerine vereceğim cevabı merak ettiklerini az çok tahmin ediyordum. Ben de sözü fazla uzatmadan, Yahudiler hakkında duyduğum bir hadiseyi başladım anlatmaya...
DEVAMI YARIN

