BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

"Ne yapacaksan, an bu an, Unutulmaz, unutmayan!.."

"Seyyid Selmân Sukûtî hocam, Seyyid Osman Bedreddin kardeşim de unutmadı seni..."
 
Vakit hazan vaktiydi…
Üzerlerine zamansız çöken zulmeti kaldıracak günün kızıl çiçeği bir daha açacak mıydı acaba? Karanlığın rahmine sabahın müjdesi düşecek miydi bir daha?
Erzurum’un kara bağrında, mümbit toprağında saklı yiğitten tohumlar; başlarını uzatıp ‘şimdi daha iyi düşün asker Hasan efendi’ diyerek sanki şunları mırıldanıyordu:
“Sen de bir zamanlar yokluğun derinliklerinde kayıptın ve unutulmuşluk tarlasına gömülü bir tohumdun. Gün oldu kök saldın, dal budak verdin, önce tomurcuk, sonra çiçeğe durdun. Tatlı sulu meyveye döndün. Kimsenin adını bilmediği, hatırını saymadığı biri oldun bilahare. Hatırla ki yalnızlığın toprağında Rabbinin bir ihsânı olan mübârek Seyyid Selmân Sukûtî hocam, dünyalar tatlısı, merhamet abidesi seyyid Osman Bedreddin kardeşim de unutmadı. Elinden tutup düştüğün çukurdan kaldırdı, seni yalnız, sahipsiz de bırakmadılar.
Rabbin seni yokluk gecesinden varlığın, itibarın ufkuna eriştirdi; askerlik şerefiyle şereflendirdi, gazilik rütbesini taktın. Akıl, ilim, güç, kuvvet, cesaret ve hepsinden de mühimi hidayet verdi. Taze bir bahar gibi gün yüzüne çıkardı. Gonca güllerden tebessümler kondurdu ak yüzüne.
Biliyor musun, bu yaşadığın kaçıncı sabah, kaçıncı gün, ey Hasan efendi? Hastayım, yaralıyım, harp darp gördüm, geçirdim deyip göz kapaklarının ardına gizlenmekten kurtul artık. Gafletin, uyuşukluğun karanlığından uyan. Aç gözlerini hakikate, huzura, saadete. Aç kalbini Hak teâlânın razı olduklarına, dostlarına...
Uyan, gaflet uykusundan...
Yan, ahiret derdiyle yan!
Ne yapacaksan, an bu an,
Unutulmaz, unutmayan!
Ve an, seni hiç unutmayan, âlemlerin Rabbini ve onun âşıklarını sen de unutma! Güneş ufukta kaybolmadan, fırsat elden kaçmadan... Bütün samimiyetinle küfürden, riyadan, her türlü günahdan kaç... Duâlar ufkuna yüksel. Ebedî saadete eriş bütün kuvvetinle.
Herkes unutsa bile, seni unutmayanları sen de hatırla. İçten duâ et onlara. Rabbini ihlâsla zikredenlerden, hatırlayıp ananlardan ol. Haydi kalk! Kalk ve miracına eşlik et sevgililer Sevgilisinin, aleyhisselâm…”
Derin tefekküründen bir grup insanın taşlı yolda konuşarak yürürken çıkardıkları ayak sesleri uyandırdı. “Galiba namaz için câmiye gidiyorlar” dedi kendi kendine...
Erzurum, yanan sobalardan çıkan dumanlar içinde neredeyse kaybolmuştu. Tarihî şehir hayal meyal görünüyordu. Karga seslerine, çocuk bağrışmalarına, açılan tahta kapı gıcırtıları, yaşlı insanların boğuk öksürükleri, kuş cıvıltılarına rüzgârın bir alçalıp, bir yükselen ıslığı karışıyor, insanda korku karışımı tarifsiz bir his uyandırıyordu.
           ***           
Ne ben gelebilirim, ne de artık sen!
Ne kadar tutkunum sana, ah bir bilsen!
Ortalık iyice aydınlanmıştı. İhramlı birkaç kız, koşar adımlarla pencerenin önünden geçti.
DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
617749 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/617749.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT