Kaydet
a- | +A

Gittikçe havasız kalıyor, boğazı sıkılıyordu. Ha öldü ha ölecek... canhıraş son bir hamleyle uyandığında da nefes nefese kalmıştı.

Plânlayanı kim, böyle savaşın?

Hâllerine bir bak, bacı kardaşın,

Boynu bükük kaldı nice dindaşın,

Hileyle kuyunu kazdırır düşman!

Çalışkan olmazsan, olmaz kavuşman!

Önce halkı, şu bu diye böldüler,

Çoluk çocuk nice masum öldüler,

Hainler bu hâle bakıp güldüler!

Peşini bırakmaz azdırır düşman!

Pek yanık olmazsan, olmaz kavuşman!

***

RÜYA İÇİNDE RÜYA!..

O gece Doğan Bey, yaşadıklarını, sağda solda konuşulanları düşünerek erkenden yatmıştı.

Kapısı yok, bacası yok,

Gündüzü yok, gecesi yok,

Ders alacak hocası yok,

Mısra güzel, hecesi yok!

Karanlık, rutubetli, küf kokan korkunç bir yerde bulunuyordu. Kütükten dar boru gibi şeyler vardı ve onların içine girmişti veya sokulmuştu. Genç güçlü, kuvvetli biri olmasına rağmen ne kadar uğraştıysa çıkamadı o daracık yerden. Tepindikçe sıkıştı, hepten kıpırdayamaz hâle geldi. İzahı zor, berbat bir durumdaydı! Gittikçe havasız kalıyor, boğazı sıkılıyordu. Ha öldü ha ölecek... canhıraş son bir hamleyle uyandığında da nefes nefese kalmıştı.

İnsan susuz ve aç olur,

Çok şeylere muhtaç olur,

İmansıza çok güç olur,

Can hulkumda pek geç olur!

Bu sefer de evin ortasında kefene sarılı bir cesede takıldı korku dolu gözleri. Olacak şey değildi! Yoksa deliriyor muydu? Meçhul biri, upuzun uzanmış, hareketsiz yatıyordu yanı başında. “Ben kâbus dolu rüyamdan uyanmadım mı yoksa?” dedi ama kimse cevap vermedi!

Camdan baktı, derin derin nefes alıp verdi lakin durum pek kötüydü. Dışarıda birçok at ve öküz arabası var, biri çok büyük mandalar çekiyor, bir diğeri yeşil ot yüklü, türbe gibi görünüyor. Kendi kendine “Ölen biri var galiba!” dedi. Sayamayacağı kadar atlı süvariler sıralanmış, askerî bir merasim varmış gibi kırı, doru, yağızı her renkten, ırktan atlılar peş peşe dizilmişler. Gökyüzü kurşuni bulutlarla kaplı ha yağdı ha yağacak...

Doğrulup da, bakamayız,

Işığı yok, yakamayız,

İmkânı yok çıkamayız,

Şeref, nişan takamayız!

Sıkışıyor, dışarı çıkmak için yürürken, yerdeki ceset hortlayıp üstüne atlıyor. “Sen de benimle gel! Kara toprak altında yalnız kalmaktan korkuyorum!” diyor, sıkı sarılıyor. Denize düşenin yılana sarılması gibi. Seneler öncesi vefat etmiş babaannesi mi, yoksa dedesi mi, belki de anacığı ya da babacığı tam anlayamıyor. Gözleri bembeyaz bu cesetle boğuşuyor saatlerce. O ise bütün kuvvetiyle kabre, kabristana gitmemeye direniyor ama ne mümkün kurtulmak! Tam o esnada:

“Doğan Doğan!”

“!!!”

“Doğan evladım kalk! Ne oldu sana?”

Sesiyle gözlerini açınca Matlube sütanacığını karşısında gördü, tebessüm etti. Zar zor uyanmıştı ama sırılsıklam ter içinde kalmıştı. “Elhamdülillah rüyaymış!” diye söylendi çaktırmadan.

DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...