"Hele bakın şu densizlerin yaptıklarına. Yıldırım Han’ı gafil belliyorlar akıllarınca!.."
Beyazıd Han:
- Kim kendi reyi ile hareket ederse pişman olur efendim... Beyin de vücuda lazımdır. Birlik, beraberlik esas. Aynı ideal, aynı istikamette olmayı sürdürürsek korkmayın. Sürdüremezsek vay hâlimize. Ecdadımız; “Sü uyur, düşman uyumaz” sözünü boşuna mı söylemiş?
Deyip ayağa kalktı... Doğan Bey’in bu genç yaştaki vatan hassasiyetini övdü. Harp meydanlarında bileğimizi bükemeyenlerin sinsi sinsi içten vurmaya çalıştıklarını, ama muvaffak olamayacaklarını, Onların hile ve desiseleri varsa da, bizim de bütün dünyayı içine alacak genişlikte insan sevgimizin olduğunu, bundan sonra daha uyanık ve dikkatli olmamız lazım geldiğini bir bir sıraladı.
Bilhassa halkımızın mübarek bildiği isimleri iğrenç ve tiksindirici hayvanlara ad olarak takmalarına hayıflandı.
- Ne demek? Hele bakın şu densizlerin yaptıklarına. Yıldırım Han’ı gafil belliyorlar akıllarınca!..
Deyip söylenerek salon içinde dolaşıp durdu bir müddet.
- İblisler! Hınzırlar!
Dedi dişlerini sıkarak. Bugüne kadar yayılan isim, deyim, cümle ne varsa kâtibin yazıp kendisine getirmesini emir verip geldiği kapıdan çıktı hışımla.
Teşrîf ettiği zaman, değişmişti çok insan,
Îmânla şereflendi, yıllarca puta tapan!
Kara böceklere, haşerata,
Kara köpek ve kedilere,
Uyuşuk, miskin, pislik içindeki insanlara,
Yalancı, dolandırıcı, hırsız, arsız, yol kesicilere verilen mübarek, muhterem zâtlara ait isimlerin uzunca bir listesi yapıldı. Maneviyatı küçültücü deyim, tabir ve cümleler tek tek yazıldı. Kenar, ören yerlerinde, bağ evlerinde, mağara ve ağaç kovuklarında haşhaş âlemlerinin nasıl, ne şekilde yapıldığı tekrar, tekrar tartışıldı. Not edildi. Altına da; Yaygın hâle getirmeye çalıştıklarından bazıları.
Arz ederiz.
Diye yazıp, bir daha okudu kâtip efendi. Eksiğinin olup olmadığını sordu.
Süleyman Çelebi; “Ayrıca medreselerdeki fen derslerinin lüzumsuz olduğunu, çalışmak kadar oyun ve eğlencenin de gerektiğini anlatıyor, hepsine de hadis-i şerif, âyet-i kerimelerden kaynak gösteriyorlarmış” diyerek eksikleri tamamladı. Sonra da evrak Yıldırım Beyazıd Han’a arz edilmek üzere kâtibe teslim edildi.
Kaç saattir, köşesinde olup bitenleri dinleyen Saray Emîni, “tövbe, istiğfar” çekerek aldığı nameyi sultana vermek üzere ayrılırken;
- Lâ havle velâ kuvvete illâ billah.
Diyor, hırsla ve şaşkınlıkla başını sallıyordu.
DEVAMI YARIN

