Salonda çıt çıkmıyordu. Zaman zaman Sultan’ın; “Evet… peki…” mânâsına başını sallamasının dışında hiçbir hareket de olmuyordu.
Taht ile büyük kemerli kapı arasına kalın keçeden bir yolluk serilmişti. Kocaman kanatlı kapının, iki kapıcı tarafından sessizce açıldığını gören davetliler, konuşmaları kesip, hürmetle başlarını öne eğdiler.
Başında mor kadife külah, üzerine üç defa dolanmış beyaz sarığın ucu, iki küreği arasına, iki karış aşağı sarkıtılmıştı. Kara yay kaşları altındaki kara gözleri, orta yeri hafif yüksekçe hokka burunu, bir tutam siyah sakalı, geniş alnı ile oldukça zeki, cesur ve korkusuz biri hissi uyandırıyordu Yıldırım Han. Kenarları ince kürkle çevreli, ince sim işlemeli kaftanı ile daha ihtişamlı görünen Sultan, vakarlı adımlarla tahta doğru yürüdü.
- Selamün aleyküm.
Dedi. Oradakiler edeple selamı aldılar. Sağ yanı başında, koyu yeşil külah üzerine açık yeşil karpuz dilimli kavuğu, badem yeşili cübbesiyle daima mütebbessim, gülen gözlü Emîr Sultan hazretleri de yerini aldı. Herkes işini ve nerede ne yapacağını çok iyi biliyordu. Sessizliği Yıldırım Han’ın;
- Beri gel.
Diyerek Doğan Bey’i işaret etmesi bozdu. Emir edeple, seri bir şekilde yerine getirildi. Sultan’ın işaret ettiği yerde durdu.
- Anlat bakalım.
Dedi Beyazıd Han.
Yavaş yavaş net, açık ifadelerle, fasih bir lisanla, bocalamadan, tereddüt geçirmeden gördüklerini, duyduklarını yer ve zaman göstererek, tane tane anlatmaya başladı Doğan Bey. Salonda çıt çıkmıyordu. Zaman zaman Sultan’ın; “Evet… peki…” mânâsına başını sallamasının dışında hiçbir hareket de olmuyordu.
"Tarif olmaz ârife, sivrisinek saz gelir,/Yalnız dünya diyene, davul zurna az gelir!"
- Doğan Bey’imiz, bazı garip hadiselerden bahsetmektedir.
Yıldırım Han, kaşlarını çatmış, hiddetlenmişti. Emîr Sultan’a ve Sonra da Süleyman Çelebi ve Evrenos Paşa’ya döndü.
- Ne demek oluyor bunlar Emîr’im? Osmanlı topraklarında alışık olmadığımız bu lakırdılar da neyin nesi Çelebi’m, Gazi Evrenos’um?
Padişahın bu tarz ifadeleri, hem sevdiğinin ve itimat edip güvendiğinin bir alameti, hem de sorulara cevap beklediği şahsiyetlerin kimler olacağı, hangisinin önce konuşacağı mânâsına geliyordu. İsimleri sayılmayanlar ise konuşulanları pürdikkat dinliyorlardı.
- Hünkârım…
Diyerek söze başladı Emîr Sultan.
- Seni dinliyorum Emîr’im!
- E’ûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillahirrahmanirrahîm.
“Kâfir olanlar birbirlerinin dostlarıdırlar.” Enfâl sûresi: 73. âyet-i kerimesi.
“Onlar size fenalık etmekten aslâ geri kalmazlar. Size sıkıntı verecek şeyleri isteyip dururlar. Öfkeleri ağızlarından taşmaktadır. Kalplerinin gizledikleri ise daha büyüktür.” Âl-i İmran sûresi: 118. âyet-i kerimesi.
“Ey Îmân edenler! Bütün tedbirlerinizi alın. Birlikler hâlinde muharebeye çıkın veya toptan seferber olun.” Nisâ sûresi: 71. âyet-i kerimesi.
“Onlarla harb edin ki Allah sizin ellerinizle onlara azap etsin, onları rezil etsin, sizi onlara karşı galip kılsın ve müminlerin gönüllerini ferahlandırsın.” Tevbe sûresi: 14. âyet-i kerimesi.
“Küfür tek millettir." Hadis-i şerifi maksadımızı izaha kâfidir. DEVAMI YARIN

