BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

"İnsanın ahlâkı bulunduğu muhite göre de şekillenir hanım..."

"Cenâb-ı Allah, hepimizi hem iyi insanlardan eylesin, hem de iyilerle..."
 
Fırıncı anlatırken çok duygulanmıştı. Yutkundu ve anlatmaya devam etti:
-Bakkalın dediklerini duyan müşteri de ben de gözyaşlarımızı tutamadık. Şahit olduğum bu hadise her aklıma gelince ağlarım. O öfkeli adam gitti, bakkala sarılıp yaptığı bu güzel işten dolayı alnını öptü... defalarca teşekkür etti, çirkin hareketten dolayı da özür diledi. O zaman kendi kendime söz vermiştim; “Allahım! Eğer böyle bir esnaf olursam, gerçekten ihtiyaç içinde olanları koruyup kollayacağım…” Şimdi o vaadimi yerine getiriyorum bir nebze de olsa.
- Maşallah Bey! Söylediklerimi geri aldım. Helâl olsun sana! Her zaman yardım yap. Bundan sonra tam destekçinim…
- İnsanın ahlâkı bulunduğu muhite göre şekillenir hanım. Ahlaken bozuk bir muhitte bulunuyorsa, ondaki hilim kerem, insanlık, doğruluk, hayâ, iffet, sabır ve şükür gibi güzel hasletler, şeytanî ve hayvanî ahlâka dönüşür. Hevâ, heves ve şehvetleri yok etmek için gayret eden insan, değerli ahlâk ve kalb te­mizliğini elde etmiş ve aslî vatanına yani ahirete sevgi beslemiş olur. Nefs-i emmâreye tâbi olan ruh, Hakkın emirlerine boyun eğen ruhla bir sayılmaz.
- Çok derin sırlardan bahsediyorsun Bey. “Bana göre konuşsan iyi olur” diyeceğim ama yer de zaman da müsait değil. Cenâb-ı Allah, hepimizi hem iyi insanlardan eylesin, hem de iyilerle...
- Can-ı gönülden “âmin..” Son olarak derim ki hanım: Bir yerde fakir fukarâya uzanan gizli eller, garip gurebanın ve hastaların, dertlinin dört duvar arasına sıkışan feryâdını duyan kulaklar yoksa orada dinden ve dindarlıktan bahsetsen de beyhudedir. İster duadan eller karıncalansın, ister dualar kubbeleri çınlatsın, isterse secdeler halıları parçalasın bunların faydalı olabilmesi; Allah rızası için, ihlâsla yapılmasına ve de kimselerden bir şey beklenmemesine bağlıdır. Bir insanın büyüklüğü; başkaları için çektiği ızdırâbın büyüklüğü ile doğru orantılıdır…
Bana bu ten gerekmez, can gerektir,
Ol bakî Cennet’e iman gerektir.
Zehi mürşit ki bizi Hak’ka iletür,
Âşık canı ana kurban gerektir.
   Eğer Muhammed’e ümmet olursan,
   Dilinde zikr ile Kur’ân gerektir.
   Namaz ü vird ü teşbih, zikr ü Kur’ân,
   İnayet bunlara Hak’tan gerektir.
Hakikat şerbetin içen âşıklar,
Başı açık, teni üryan gerektir.
Âşık Yunus bu sırrı arzulayanın,
Ciğeri püryan, gözü giryan gerektir.
Erzurum’dan gelirken kendilerine hâkim olan ceylan ürkekliği, zaman içinde panter ataklığına dönüşür müydü? Kimileri şehrin ayak oyunlarına yenik düşer, kimileri usta oyuncu olur çıkardı, etrafında pervane dönerek, elindekileri almaya çalışan şu çevik kuşlar gibi.
Küçük yerlerin derdi başkaydı, öğretemediği değerler çoktu elbet ama olanları da yok ederdi bu devasa kalabalıklar. Onlardaki saflığı kuşatıp tesiri altına alan ışık oyunları, sonrasında kuluçkada bekleyen kötülüklerin senfonisi şehir hakikatlerine dönüşmüyor muydu? Kolay para, uyuşturucu, televizyon dizilerinin kafalara soktuğu bozuk düşüncelerle gelen ucuz kabadayılık; önce vitrine çıkıyor, sonra kendini de etrafını da yakarak hak ile yeksan olup kayboluyordu. Nereye giderdi dersiniz? Elbette ebediyen dönmeyeceği menzile… DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
619917 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/619917.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT