BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Abdullah Dede, iyice hislenmişti Elif’in başını şefkatle okşadı...

"Genç Hatun gelinin evinde derin sessizlik vardı. Bütün aile mışıl mışıl derin uykuya dalmıştı..."
 
Elif, dedesinin anlattıklarını pürdikkat dinliyordu:
 - Analar ne evlatlar doğurmuş! Zor şartlarda her şey ortaya çıkıyor. Akla, kara ayrılıyor. Deliler de, kendini pek akıllı zanneden akılsızlar da… Hatun gelin güzelliği yanında çok becerikli bir ev hanımı ve oldukça da güçlü kuvvetlidir de. Boyu iki metreye yaklaşan yağız delikanlı Osman Bedrettin, yiğitliği yanında aynı zamanda bir gönül adamı. İş vatan müdafaası, yurt savunması olunca deliye dönmüştü âdeta… Gecenin zifiri karanlığını yırtarcasına yanık sesiyle halkı ayağa kaldırdı. O gece her bir Erzurumlu bir orduya bedeldi sanki... Harikulade, senin anlayacağın dilde söylemek gerekirse, olağanüstü hâller yaşanıyordu Erzurum’da.
 - Yani ölümü hiçe sayıyorlardı desene!
 - Evet, güzel kızım, bir bakıma öyle de denilebilir.
 Abdullah Dede, iyice hislenmişti. Elif’in başını şefkatle okşadı.
 - Genç Hatun gelinin evinde derin sessizlik vardı. Bütün aile mışıl mışıl derin uykuya dalmıştı. Derinden yanık bir ses duyuldu. Nene Hatun, gözlerini açtı birden. Ne olup bittiğini tam anlamak için yorganı fırlattı pencereye koştu. Korku dolu gözlerle perdenin aralığından dışarı baktı. Her taraf zifirî karanlıktı. Komşu pencerelerden ışık sızıyordu. Bazı evlerde lambalar yeni yanıyordu. Kapılar, pencereler açılıp kapanıyordu. Bir şeyler olduğu muhakkaktı. Geri geldi, mışıl mışıl uyuyan çocuğuna baktı. Kucağına aldı, emzirdi. Açıp altını temizledi aceleyle. Hafız Osman Bedrettin de sokaklardan delicesine koşarak birkaç tanıdığını uyandırdı. Kapıları şiddetle vurunca çocuklar da korkuyla bağrıştı. Babalar ağlaşan evlatlarını susturmak için; "Ne meleşip duruyorsunuz! Hanım çocuklara bi göz kulak olsana!” deyip dışarı çıkıyorlardı. Bir arkadaşıyla Osman Bedreddin Dadaşımın konuşması şöyleydi:
"Sen misin Osman Bedrettin? Ödümü kopardın! Hayrola gecenin bi köründe bu telaş niye?” OSMAN BEDRETTİN haykırırcasına arkadaşını kollarından tutup sarstı: “Hayırı, hemen minareye çık sala ver! Sonra da Rusların şehre girmek üzere olduğunu söyle. Defalarca bağır, çağır ne yaparsan yap mahalleliyi ayağa kaldır! Hadi seni göreyim dadaşım! Ben gidiyorum duracak zaman değil. Hakkını da helal et!” Helalleşti ve koşarak uzaklaştı. Arkadaşı peşi sıra; "Ya çocuklar! Hay Allah gitti!” diyecekti ki Osman Bedrettin çoktan kuş olup uçmuştu. Başka mahallede başka bir evin tokmağını çalar. Ona da aynı şeyleri söyler. Farklı bir semtte yine bir evin kapısını çaldı. Çıkanlara bir şeyler söyledi, uzaklaştı. Bu sefer sokaklar kalabalıklaşmıştır iyice. Neredeyse her evden ışıklar sızmaktaydı artık. Osman Bedrettin koşarak kendi camisine gelip ve hemen o hızla minareye tırmandı. Yorgun olmasına rağmen acıklı, yanık bir sesle sabah ezanı okudu ki sormayın, duyanlar mest oldu. Bu vaziyette bütün mahalle ve şehir iyice uyanmış, ne olup bittiğini anlamaya çalışıyordu
 - Çok heyecanlandım dede!
 - Nasıl heyecanlanmaz ki insan. Taze gelin Hatun, körpe yavrusunu sıcacık beşiğinden aldı. Emzirip karnını iyice doyurdu. Sobanın üzerinde ısıttığı höllüğü bir bezin üzerine bolca dökerek kundakladı.
 - Höllük de nedir dedeciğim? DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
621714 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/621714.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT