BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Aradığını bulamıyordu bir türlü!..

Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyordu Hasan dede. Sadece kendi kendine söyleniyordu...
 
Bütün bu metal borular, plastik şırıngalar, serum şişeleri, sargı bezleri... bitmeyen ilaç kokuları... Sonra... sonra muhayyilesini zorladı... Acı firen sesi, bağrışmalar, koşuşturmalar ve bir garip çocuğun kendine şefkatle bakan hüzünlü gözleri... Yavaş yavaş kafasındaki sisler dağıldıkça mesele daha iyi anlaşılıyordu. Ayaklarını çekip uzattı, kollarını kaldırmaya çalıştı ihtiyar adam... Bütün kalbiyle; “Elhamdülillah! Çok şükür” dedi.
Biraz aklı başına gelince ilk işi ceplerini yoklamak oldu. Aradığını bulamıyordu bir türlü. Sonra her bir cebini ters çevirerek didik didik etti; birinde tek yeşil yirmilik vardı. Bütün ümidini kaybedince de karyolanın sağını solunu kontrol etti. “Ayıp olacak, doktorlar beni böyle görmesinler” diye söylendi; hasta yatağına uzandı, gözleri tavana çakılı aynı şekilde o kaza anını, insanları ve ismini bilmediği o çocuğu hayal etti. Yanından tek ayrılmayan oydu. Başkası olamazdı, “evet evet! O velet almış omalı…” Tabii ki, beni buraya getiren, elbet cüzdanımı da getirir… diye düşünüyordu…
Dünya hevesine soktu boğdurdu,
Üstelik başına bela yağdırdı!

Yalvardın, yakardın, etmedi hiç kâr,
Dolu cüzdanın gitti âşikâr!

Ne kadar peşinden koşup yoruldun,
Şimdi ateşiyle yanıp kavruldun!
Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyordu Hasan dede. Sadece kendi kendine söyleniyordu: “Dünyada gelmez! Mümkün değil! Bu havada hiç yola çıkılır mı? Çıksa da vasıta bulabilir mi? Neyse... Yürüyecek hâli de yok ya! Edirnekapı nere, Vatan Caddesi nere?” diyerek camdan dışarı baktı. Şiddetli rüzgâr ve kar karışımı yağmur yâni sulusepken derler ya o türden bir yağmur başlamış ve aralıksız devam ediyordu.
                    ***
Durmadan çalıştın, pek de yoruldun.
Düşün dede niçin, yandın kavruldun?
Hastane çalışanları kendi aralarında; “fazla sürmez çabuk diner, değil mi?” diye konuşup gülüşüyorlardı. Boş barajları düşünenler, su sıkıntısı çekenler yağışın uzamasını, öyle bir derdi olmayanlar da bir an evvel bitmesini bekliyor, bu arada havadan-sudan sohbet ediyorlardı.
Tam kapının karşısındaki koridorda hemşire, sağlık memurları ve hattâ doktorlar kendi âlemlerindeyken, Hasan dede ise yattığı hasta odasından duyduklarına gülümsemekle yetinip aklı, fikri “Mutlaka o çocuk! Beni buraya getiren o yürek, inşallah mahcup etmeyecek, yanıltmayacak!..” diyor başka bir şey demiyordu.
DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
622384 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/622384.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT