BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

İbrahim Efendi Konağı'ndaki iftarlar -1-

“Nihayet ramazan gelir, oruç ayının ilk gecesi ile beraber teravih, iftarlar ve dolayısıyla etkinlikler de başlamış olurdu.
Ramazanda zengin, orta hâlli hatta fakir, herkesin kapısı ve sofrası herkese acıktı. Akraba ve yakın dostlar arasında, davetsiz olarak iftara gitmek, bir saygı ve nezaket kaidesi idi. Buna mukabil akrabalık, ahbaplık ve komşuluk münasebetleri gereğince yapılan iftar davetleri de gene, davet edilene karşı davet edenin alaka, itibar ve saygısının bir nişanesi demekti. Onun için bir yandan eşi dostu, hısımı akrabayı ağırlamak, bir yandan fakiri fukarayı kollamak için kurulan iftar sofraları. Kadir Gecesi'ne kadar devam eder ve böylece otuz ramazan İstanbullunun kapısı açık bulunurdu.
İftara yarım saat kala, evlerin içinde sessiz ve sabırsız bir telaş başlardı. Yüzler nurlanıp hafifçe solar, her zamankinden daha anlayışlı daha mülayim olurdu. Hatta tiryakilerin abus ve kavgacı çehrelerinde bile bir imanın hakikatini okumak mümkündü.
İftar sofralarının en cazip tarafları şüphesiz ki iftarlıklardı. Küçük küçük kahvaltı tabakları içinde renk renk, çeşit çeşit reçeller, türlü türlü peynirler, zeytinler, sucuklar, pastırmalar, susamlı susamsız simitler, ramazan sofralarının değişmez çizgilerindendi.
Çerez faslı bittikten sonra iftarlıklar toplanır, keyfe göre bir veya birkaç türlü çorbadan, isteyen istediğini alır, bu iş de tamam olduktan sonra kıymalı ve pastırmalı yumurta tepsisi ortaya gelirdi. Fakat yalnız iftarlıkla bile doyulabilecekken, yumurtadan sonra etler, sebzeler, börek, tatlı ve meyveler, sırasıyla konup kalkardı. Oldu olası mutfağı ile damağı arasında sıkı bir münasebet kurmuş olan bu ecdat mirası boğaz düşkünlüğü, bilhassa ramazan aylarında alabildiğine at koşturur, mevsimine göre değişen oruç saatlerinin açlığını, nakil gibi donattığı sofralarla karşılardı.
 
 
ŞİİR
 
 
           VAR MI?
 
Meseleler yumak yumak,
Yetişmeye hızın var mı?
Kaybettirir duraklamak,
Yüreğinde sızın var mı?
 
Acınacak hâllerdeyiz,
Dile düştük dillerdeyiz
Hayâl meyal çöllerdeyiz,
Dost görecek gözün var mı?
 
Yolumuza kuyu kazma,
Ağzımızda tadı bozma,
Azabı var öyle azma!
Dayanacak özün var mı?
 
Ne görüyor yola bakan?
Yıkılıyor yuva yıkan,
Düşer bir gün fazla sarkan,
Söyleyecek sözün var mı?
 
Boyun büker garibanlar,
Gözü yaşlı ağlar canlar,
Sönüverir heyecanlar,
Her yer yokuş, düzün var mı?
 
Hasretimiz bitecek mi?
Bülbül dalda ötecek mi?
Şu bacalar tütecek mi?
Saadete izin var mı?
 
Ne gelirse Hak’tan gelir,
Hâlimizi tek O bilir,
Dost içinden, dost seçilir,
Has bahçeye gezin var mı?
 
Rabbim bozar tuzakları,
Yakın eder uzakları,
Yoldan alır kızakları,
Yürümeye dizin var mı?
            Ramazan Çetin
 
        
 
SAĞLIK OLSUN: Uzmanlar diyor ki:
“Zeytin ve yağı stratejik bir bitkidir. Sağlıklı meyvedir, altın değerindedir. Zeytin ve zeytinyağı, kanser, mide ve bağırsak hastalıklarının yanı sıra birçok hastalığın da ilâcıdır. Soğuk sıkım zeytinyağı bol bol tüketilirse, kilo alınmaz. Zeytinyağı karaciğer yağını giderir, kanser hücrelerini öldürür. Zeytinyağı eklem ağrılarını, baş ağrılarını giderir, cildi yumuşatıp kadife gibi yapar...”
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
618577 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/yetenekli-kalemler/618577.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT