Peygamber Efendimizin doğduğu târihlerde görülmemiş bir kıtlık vardı Benî Sa'd kabîlesinde... Açlık, Halîme Hâtun'u da bezdirmişti hayâtından.
Ama o, hiç sızlanmadı.
Dâima şükretti.
● ● ●
Bir gece rüyâsında birisi buz gibi su verdi kendisine.
İçip ferahladı.
O kişi sordu:
"Beni tanıdın mı ey Halîme?"
"Tanımadım" deyince;
"Ben, senin, sıkıntılı anlarda ettiğin 'şükür'lerim. Acele Mekke'ye git! Orada bir 'Nûr'u evlât edineceksin" dedi.
● ● ●
O anda uyandı.
Karnı tok, bedeni dinçti.
Kabîlenin genç hanımları bir hazırlık içindeydi o gün.
Sordu onlara:
"Nereye gidiyorsunuz?"
"Mekke'ye" dediler.
"İyi ama niçin?"
"Bebek almaya."
"Ben de geliyorum" dedi.
Ve katıldı kafileye.
Gâipten bir ses;
"Ey Halîme! O 'Nûr'u emzirmek sana nasip olacak" diyordu.
Ancak o, gerilerde kalmıştı.
Önce gidenler, varlıklı ailelerden birer çocuk almışlardı bile.
O ara yaşlı biri;
"Çocuk almayan kaldı mı?" diye seslendi.
Bir ümitle koşup;
“Ben almadım" dedi.
Yaşlı zât, ona;
"Ey kızım, benim bir torunum var. Yetîm diye kimse almadı. Sen alır mısın?" diye sordu. (Devamı yarın)


