Kâbe-i şerîf''in duvarları, eskimiş, yenilenmesi gerekiyordu. Bunun için kabîleler toplanıp istişare ettiler.
Biri bir teklifte bulundu: - Kur''a çekelim. Her duvarın örülmesini bir kabîle üstüne alsın. Râzı mısınız? - Tamam, râzıyız! dediler. Ve kur''a çekildi.
Her kabîle, kendine çıkan duvarı, temele kadar yıkıp, yeniden örmeye başladılar.
Ancak sıra "Hacer-ül esved"in yerine konmasına gelince problem çıktı. Zira her kabîle, bu şerefli işin kendisine âit olduğunu iddiâ ediyordu.
Münakaşa kavgaya dönüşmüş, neredeyse kan akacaktı ki, güngörmüş bir ihtiyar; - Durun! Beni dinleyin! diye bağırdı. Kavgayı bırakıp, ona döndüler.
İhtiyar devam etti: - Bir teklifim var. Yarın Benî Şeybe kapısından ilk girecek şahıs, "hakem" olsun. O nasıl söylerse öylece halledelim, kabul mü? Bir ağızdan; - Kabul ediyoruz! dediler. Ertesi gün, toplanıp merakla bekliyorlardı ki, "Fahr-i kâinat Efendimiz" girdi kapıdan.
Onun teşrifiyle rahatladı herkes. Çünkü bu gelen, ''Muhammed-ül emîn''di.
En âdil kararı Onun vereceğinden şüphesi yoktu kimsenin.
Efendimiz "aleyhisselam", mübarek hırkasını çıkarıp yere serdi.
Üzerine "Hacer-ül esved" taşını koyup; - Her kabîleden bir kişi gelsin! buyurdu. Dört kişi ileri çıktı. Onlara; - Her biriniz hırkanın bir ucundan tutarak kaldırın! buyurdu. Duvar hizasına gelince, mübarek elleriyle o taşı alıp yerine yerleştirdi.
Mesele hallolmuştu.
Herkes memnundu netîceden.
Bu hârikulâde çözümle, Mekke''de bir iç harp önlenmiş, kan dökülmesi engellenmişti.
> www.gonulsultanlari.com Tel: (0 212) 454 38 10 www.siirlerlemenkibeler.com

