Bağdatta bir gurup zengin, Hac yoluna çıktılar.
O yörede Resulullahın aşkıyla yanan bir fakir vardı ki, yıllardır kutsal toprakların hasretiyle yanıp kavruluyordu.
Kafileyi görünce dayanamadı.
Koşup katıldı o kervana.
Ama ne bineği vardı, ne azığı.
Zenginlerden biri farketti onu.
Alaylı bir yüz ifadesiyle; - Ey fakir! Bineğin yok, azığın yok. Nasıl hacca gideceksin? dedi. Sonra bir kahkaha atıp ekledi: - Bari paran var mı? Fakirin parası da yoktu. Ama tevekkülü vardı kalbinde.
Sonra Resulullahın muhabbeti vardı.
Döndü o kendini bilmeze. - Allah bana yardım eder, dedi. Ve mahzun halde ayrıldı yanından. Hacdan sonra Medineye doğru yola çıktılar.
Zengin, bu fakiri görüp sordu:
- Komşu! Sahi sen haccı yapabildin mi? - Çok şükür. Bana da nasib oldu. - Peki, beratını aldın mı bari? - Ne beratı? - Cehennemden âzâd olduğuna dair berat. - Hayır. Ben öyle bir şey almadım. Zengin, cebinden çıkardığı herhangi bir kâğıdı gösterip; - Bak, Kâbeyi ziyaret edenlere böyle berat veriyorlar. Hepimiz aldık, dedi. Fakir buna inanıp koştu Kâbeye.
Örtüsüne yapışıp; - Yâ Rabbî! O berattan ben de isterim, diye yalvardı. O anda eline bir kâğıt tutuşturuldu gaibten.
O kâğıdı yüzüne gözüne sürdü. Sonra koşup yetişti kafileye.
Zengin onu görünce sordu: - Ne oldu? Alabildin mi beratını? - Evet ya, bana da verdiler, işte! Adam misk kokulu, nur yazılı kâğıdı görünce aklı gitti.
Bayılıp düştü atından.
Kendine geldiğinde anlamıştı her şeyi.
Ağlama sırası kendisindeydi artık.
> www.gonulsultanlari.com Tel: (0 212) 454 38 10 www.siirlerlemenkibeler.com

