Türkiye bebek katili Öcalan davası ile birlikte çok önemli bir sınavdan geçiyor. Henüz yargı kararı bile kesinleşmeden, Ulusal Kurtuluş Savaşımız sırasında ülkemizi işgal edip, aralarında paylaşan uluslar, bugün özellikle bu Avrupa ülkeleri, bir dayatma bir oldu-bitti peşindeler. Öcalan''ı asamazsınız yaygarası kopararak bağımsız mahkemelerimzin verdiği tarihi karara, farklı bir boyut kazandırmak istiyorlar. Bunu yaparken de aba altından sopa göstermeyi de ihmal etmiyorlar. Biz diyoruz ki, bağımsız ve onurlu hiçbir devlet ve hükümet bu tür çirkin dayatmalara boyun eğemez. Bu zaaf bağımsız devletimize yakışmaz. Bizi üzen şudur: Ülkemizde bazı çevreler, Avrupalının peşine takılıp "asalım mı asmayalım mı tartışması başlatırken, bir yetkili bunları uyarıp, şöyle diyemiyor: "Yeter artık. Şehitlerimizin kemiklerini daha fazla sızlatmaya hakkınız yok. Herkes kendi mahkemesinin kararına saygılı olmak zorundadır." Doğrusu Türkiye''de olup bitenlere akıl sır erdiremiyoruz. Bugün ben şehit kardeşimin cenazesini almaya gittiğimde Karst''a bana söylenen asker sözünü hiç unutmuyorum. Ve bu sözün de takipçisiyim. "Siz hiç merak etmeyin PKK''lı teröristler hukuk kuralları içerisinde hak ettikleri cevabı alacaklardır. Şehidimizin kanı yerde kalmayacaktır"denmiştir. Şimdi ben bu sözü verenlere soruyorum:
"SİZE GÜVENMEYE DEVAM EDEBİLİR MİYİM?" Biz hep ''vatan sağolsun'' dedik. Hiçbir zaman Öcalan sağolsun demedik. Bakalım siyaset ve baskılar, sonuçta hangisini sağlayacak. Yarın çok geç olmaz inşallah. Ayhan Hamlı-SAMSUN
Pişmanlık Yasası''na hayır Soruyoruz Pişmanlık Yasası kime yarayacak? Adana''da çevik kuvvete saldıran canlı bombanın, gülerek ondört vatandaşın yaralanmasına, sakat kalmasına sebebiyet veren ancak yakalanmayan ve dağa çıkan teröriste mi yarayacak? * Pişmanlık yasası kime mi yarayacak? Masum vatandaşların ölmesine, yaralanmasına ve sakat kalmasına sebebiyet veren bu fiili işledikten sonra dağa çıkan teröriste yarayacak. * Pişmanlık yasası kime mi yarayacak, İstanbul Avcılar parkındaki çöp bidonuna konan bombalarla pikniğe gelmiş sade vatandaşın ölümüne sebep olan dağa çıkmış teröriste yarayacak. - Gaziantepte bir kilo baklava çalan çocuklara, çete adı altında yargı dokuz yıl hapis cezası vermişti. Yargıtay bu cezayı onayladı. Bu çocuklar baklava çaldıklarından dolayı, pişmanız demelerine rağmen, onlar bu yasadan istifade edemeyecektir. Nedeni de bu çocuklar askere, polise, köylüye, ihtiyara, çocuklara saldırıp, onların canına kastetmemiştir. Adam öldürmemiştir. Sayın milletvekilleri; Pişmanlık yasasını çıkardığınızda dağdan inecek teröriste hiçbir vatandaş inanmamaktadır. Aslında buna siz de inanmıyorsunuz. Birileri istedi diyerek, böyle bir yasaya destek veriyorsunuz. Bu arada birkaç kişi dağdan indi de askere, vatandaşa, öğretmene, kadın ve çocuklara saldırı azaldı mı? Bunların hesabı dağdan inen bu terörist eşkıyalara soruldu mu? Ya da sorulacak mı? Veya pişmanım sözü yeterli olacak mı? Devlet bankalarını soyanlar ve milletin parası ile Amerika''da saltanat sürenler de pişmanım deyip, adaletin elinden yakayı kurtaracak mı? Pişmanlık Yasası''nı çıkaracaklara sesleniyorum, çok yakınlarında olan GATA''ya ya da Gülhane Hastanesi''ne bir uğrayınız. Gazilerle bir konuşunuz. Vatanı uğruna hayatını verenleri, sakat kalanları görünüz. Sonra da Pişmanlık Yasası''nı öyle değerlendiriniz. Bazı kişi ya da kesimleri tatmin amacı taşıyan uygulamada hiçbir yararı olmayan Pişmanlık Yasası''na lütfen Meclis''te yeşil ışık yakmayınız. Aksi takdirde bu milletin yüzüne bakamazsınız. Allah''tan korkun. Şehit ya da gazilerden biri çocuğunuz olduğu takdirde bu yasaya yine evet oyu verip vermeyeceğinizin bir hesabını yapınız. Kerim Şimşek-ADANA
Birimizin Derdi Hepimizin Derdi Bağ-Kur soyuluyor mu? ormal bir vatandaş olarak devletimin ve insanlarımın soyulması karşısında çok rahatsızlık duyuyorum. Size bir ihbarda bulunmak istiyorum. Bu mektubumun ilgililerce dikkate alınacağına inanıyorum. Olay şudur: Bizim mahallemizde bir eczane var. Aynı mahallede iki de sağlık ocağı bulunuyor. Sağlık ocağının bazı doktorları eczane ile anlaşmış gibi, birçok insanın sağlık karnesine satılmadığı halde satılmış gibi küpürler yapıştırılmakta ve sonra da bunların paraları Bağ-Kur''dan tahsil edilmektedir. SSK''nın başına gelenler böyle kişiler yüzünden değil mi? Yarın Bağ-Kur da SSK gibi iflas etmeyecek mi?
ANKARA-İSMİ MAHFUZ
Trafikte ihmal Herkes trafik canavarından söz ediyor. Fakat bu terörü üretenler büyük ölçüde bizi yönetenler ve bu konunun sorumlularıdır. Başıma gelen olayı anlatayım: Geçenlerde MHP Samsun İl Başkanlığı idare amiri dükkanıma geldi. Hava o gün yağmurluydu. Çay içerken birden dışarı çıktı. Trafik polisi arabasını durdurdu. Onlara, "Şu geçitte dursanız iyi olur. Ne arabalar ne de yayalar trafik kuralına uymuyor" dedi. Buna karşılık trafik polisi bize nutuk attı. "Buraya bir alt geçit yapılmalı, bu gereklidir" dedi. Sonra çekip gitti. Aradan on dakika ya geçti ya geçmedi. Dikkat çektiğimiz kavşakta iki araba çarpıştı. Arkasından bir kamyonla bir minibüs birbirine girdi. Şükür ki can kaybı olmadı. Dediğim yer, Samsun''un en işlek yeri. Yıldız sineması ve Fuar arasındadır. Biz diyoruz ki buraya bir trafik polisi koysalar, kazaların önlenmesi sağlanamaz mı? Hiç kuşkusuz bu arada bir de alt geçit yapılsa iyi olur.
Hamit Uysal-SAMSUN
Tarım Bakanlığı''na Sizler ortaokuldan sonra kurumlar sınavı neticesinde 1995-1996 eğitim ve öğretim yılında Ziraat Meslek Lisesi''ne kayıt yaptırmıştık. Şu anda son sınıftayız. Sınava başvurduğumuz zaman, kazanmamız halinde parasız yatılı ve mecburi hizmet karşılığı okuyacağımız belirtildi. Oysa ki okula başladığımız zaman, mecburi hizmetin kaldırıldığını öğrendik. O zamandan sonra geri dönmek bizlere ve ailelerimize maddi sıkıntı getireceğinden okulumuza devam etmek mecburiyetinde kaldık. Bizden önceki dönemlerde mecburi hizmet karşılığı parasız yatılı, bizden sonraki dönemlerde ise paralı yatılı ve gündüzlü okunmaktadır. Bizler ne sözleşmeli ne de paralı yatılı ya da gündüzcüyüz. Ancak müfredatımız aynıdır. Mezuniyetimizin yaklaştığı şu günlerde geleceğimizin belirsizliği bizi tedirgin etmektedir. Yetkililerden bizleri ferahlatacak açıklama bekliyoruz.
Bir Grup Ziraat Teknisyeni-ÇANKIRI
İşe alınmalarda ''torpil'' vizesi Üçlü koalisyon hükümetinin, bürokraside kadrolaşmayı, partizanlığı sona erdirmede ve işe alınmalarda torpili geçersiz kılmak için ortaya attığı iddialarına karşılık, uygulamada "işin doğrusunun" pek böyle olmadığını ortaya koyuyor. Nitekim mektup yazan okuyucumuz başından geçen olayı şöyle özetliyor: Yüksek okul mezunu olarak bir işe girmek için birçok devlet memurluğu imtihanlarına girdim. Torpil olmayacağı güvencesine inanmıştım. Ancak uygulamada torpil konusunda birtakım olayları yaşadım. Artık inanıyorum. Burada da çok işler oluyor. 72 soru sorulan bir imtihanda imtihana girenlerin içerisinde en fazla soruya ben doğru cevap verdiğim halde (Yani 70 net cevabım olmuştur) 69 net cevap veren arkadaş kazandırıldı. Mülakata bile çağrılmadım. Şimdi DMS''ye giriyorum. Ama şu var. Ben okulu bitireli 8 yıl olmuş. Bu süre içerisinde torpil yüzünden hiçbir imtihanı kazanamadım. 30 yaşındayım. Bilgileri taze, yeni mezunlar karşısında nasıl bir sonuç alacağım? O da işin bir başka yanı... Torpil işleyişini bile bile yeniden imtihana giriyorum. İnsan ümitsiz yaşayamıyor ki... Rasim Dike-ZİLE/TOKAT
Tüketici Köşesi Tatilciye su kazığı Öcalan bahanesi ile başta Almanlar olmak üzere Batılı ülkelerden gelen turist sayısındaki azalmadan büyük turistik tesisler açıklarını yerli turistlerle kapatmıştır. Sadece döviz girdisi azaldığından devletimiz ve ekonomimiz bundan zarar görmüştür. Ancak ne otel işletmecileri ne de turizm acenteleri için böyle bir zarar sözkonusu olmuştur. Ayrıca yerli turistler de en az yabancılar kadar, otelcilere, tatil köyüne para bırakmıştır. Benim şikayetim yerli turistleri tatil köyüne götüren otobüslerin 10 yıllık eski arabalar olması ve rahatsız bir gece yolculuğu yapılmasıdır. Ben İstanbul''dan Antalya''ya Didim Turizm şirketiyle gittim. Yolculuğumu Ulusoy''un ıskartaya ayırdığı otobüsle yaptım. 14 saat süren yolculuğum sırasında bir dakika gözümü kapayamadım. Ayrıca gittiğimiz tatil köyünde tam bir kargaşa yaşadık. Paramızla rezil olduk. Odaya çıkabilmek için 14 saatlik uykusuz yolculuktan sonra dört saat de rezervasyonda yetkilinin oyalamaları ile ayakta oda bekledik. Otele kelle hesabı teslim edildik. Bütün bu sıkıntılar turizm sektörünün ne kadar ehliyetsiz bir şekilde yürütüldüğünü ortaya koymuştur. Gördüğüm kadarı ile tatil köylerinde iyi bir hizmet verilmiyor. Temizlik kurallarına riayet edilmiyor. Ayrıca asıl tepkimizi çeken şey, fahiş fiyatla satılan su, meşrubat ve içecekler olmuştur. Biz anlaşmamızı tam pansiyon olarak yapmıştık. Bir de ne görelim. Yemeklerde su verilmiyor. Üstelik rayiç bedeli 100 bin lira olan su müşteriye bir milyon 100 bin liradan satılıyor. Bu büyük vurgun karşısında donakaldım. Diyebilirim ki, suya ödediğim para ile göze aldığım masrafımı hayli aştım. Birlikte yolculuk ettiğim insanlar da bu fahiş fiyatla satılan sudan dert yandılar. Müşterinin böylesine yediği kazık karşısında yetkililerin buna göz yumması aklın alacağı bir tutum değildir. Serbest rekabetin olmadığı bir yerde otel işletmecilerinin istediği fiyatla mal satması kabul edilemez. Kaldığımız otele dışarıdan yüzbin liraya satın aldığımız suyu sokmamız engellendiğine göre otel ya da tatil köyünün de fiyatlarını makul ölçülerde tutması gerekir. Üç kişilik bir aile bir haftada sadece suya 30-40 milyon lira ödemektedir. Soruyorum bu kazık değil de nedir? Ali Sönmez-İSTANBUL
Sağlığı bozan terlikler Bugün herhangi bir mağazadan aldığınız terlikler ayak sağlığı açısından risk taşımaktadır. Sentetikten üretilen terlik ayakları terletmekte, ayakların yeterli havalanma yapmasını engellemektedir. Görünürde alımlı terlik ayağa giyildikten sonra ayrıca kolayca deforme olmaktadır.Ben terlik hastasıyım. Sık sık terlik alırım. Son yıllarda hiç kuşkusuz keseme uygun olarak sağlıklı ve benimseyerek giyebileceğim bir terliği satın aldığımı hatırlamıyorum. Benim öğrenmek istediğim, insan sağlığını yakından ilgilendiren bir konuda ilgililerin bu türden olaya sessiz kalmasıdır. Sadece gıdada sağlık kurallarına riayet edecek önlemler alıp, giyecek konusunda alıcının kandırılmasına ve zarar görmesine aldırmamak, büyük hatadır. İnsan sağlığını tehdit ettiği tesbit edilmiş bazı sentetik naylon ya da benzer maddelerle imalata izin verilmesin. Bunların maliyeti çok ucuz denerek tüketicinin sağlığı ile kimse oynamasın. Bu konuda ilgililerden hassasiyet bekliyoruz. Beyhan Uçar-İSTANBUL
Bosch''tan olumlu yaklaşım Aldığım günden beri sürekli arıza yapan ve yıl içerisinde en az sekiz defa tamirci yüzü gören BOSCH marka bulaşık makinemin çektirdiği ızstırabı başta Türkiye gazetesi olmak üzere bazı yayın organlarında dile getirmem sonunda olumlu bir sonuca ulaşabildim. En sonunda kullandığım bulaşık makinesinin fabrikasyon hatası belirlenmiş yıllar sonra da olsa, hakkım teslim edilerek kullanmakta olduğum bulaşık makinesi, BOSCH firmasınca değiştirilmiştir. Doğrusu firmanın bu yaklaşımı, TV kanallarında en büyük iddiası olan müşteriye güven sağlamak anlayışı ile paraleldir. Tüketicinin hakkını gözeten, BOSCH yetkililerini kutlarım. Dileğim, beyaz eşya üretici firmaların böyle bir anlayışı anayasa haline getirmeleridir. O.S-İSTANBUL

