Kaydet
a- | +A

Bir kısmımız ''rüşvetci'' gördüğünden bir başkası görevini yapmayıp vatandaşın işini yokuşa sürdüğünden dolayı, devlet memurları bazı sınıflar hariç pek sevilmez. Aslında dört dörtlük memur kadrolarına sahip olduğumuz da söylenemez. Ne var ki devlet çarkı memurlarla döner. Bürokrasi olmadığı takdirde devlet felç olmuş demektir. Rüşvet yiyen, görevini ihmal eden, hatalı ya da kasıtlı işlemlerle devleti zarara sokan suçlu memurları cezalandırmak tabii ki gereklidir. Fakat birtakım örneklere bakarak, toptan suçlama kolaylığına ve de haksızlığa alkış tutmak da ayni ölçülerde doğruları yansıtmaz. Bürokrasimizde rüşvet, iltimas ve yolsuzluk milletin gözüne batacak ölçülerde başını almış gidiyorsa, bunun başlıca sorumluları, ülke yönetiminin tartışmasız kaptanları olan siyasi kadrolardır. İster hizmet sektöründe, isterse bir başka alanda istihdam edilsin, devlet memurlarının çoğunluğu geçim sıkıntısı çektikleri, namuslu-dürüst kalabilmek için bir yandan siyasilerden uzak kalmaya çalışırken, diğer yandan da bir lokma bir hırka yoksulluğuna metanet göstermeyi ihmal etmez.

Memurunu doyuramadığı ve onu şuna ya da buna muhtaç bıraktığı için de ülkemizde devlet çarkı bir türlü rayına oturamaz. Hiç kuşkusuz her kademedeki memurun bir çilesi de her seçim döneminde siyasetçi tokadı yemesidir. Her iktidara gelen, işini yürütebilmek için, devletin değil, kendi çıkarının memurunu istediğinden kadrolaşma ve partizanlık en az rüşvet belası kadar devleti, işgal eder ve çürütür. Onu işlemez hale getirir. Sürgünler, kadrolaşma mücadelesinde siyasi eğilimler ve de partizanlık sadece binlerce memurun kâbusu olmaz. Aile bireyleri de bu kâbusun esiri haline gelir. Türkiye''de memurun geçim derdi dışında bir de partizanlığa kurban olma korkusu bulunur. Özetlersek devletin çağdaş dünyamızda hâlâ yandan çarklı vapur işleyişinden sorumlu önemli bir hastalığı da siyasilerin kadrolaşma gayretkeşliğidir.

Memur onurludur Ben üst düzeyde görev yapan bir bürokratım. Yaklaşık 25 yıldır devletin hizmetindeyim. Zaman zaman gazetelerde memurlar aleyhine çıkan yazılar rüşvet, yolsuzluk olayları bizleri çok üzmektedir. Emin olunuz ki içimize karışan bu mikropların sayısı çok azdır. Fedakar dürüst memurların sayısı çoğunluğu oluşturur.

Memurlar kıt kanaat geçinmelerine karşılık, görevini üstün bir liyakatla yerine getirmektedir. Çok defa açlığını unutan, görev aşkını her şeyin üzerinde tutan bürokratlarımız çoktur. Siyasilere bulaşan ve onların hizmetine giren bürokrat da vardır. Ancak bunlar azınlıktadır. Lütfen devlet memurlarını her fırsatta suçlayıp, dışlamayınız. Onlar devletimizin emanetçisidir. H.S.-ANKARA

Partizanlığa isyan Kültür Bakanlığındaki kadrolaşmanın kurbanı olan babalarının yıllarca geçici görevle sağa sola gönderilmesi karşısında iki oğlu hak ve hukuk savaşı veriyor. 19 ve 20 yaşlarında halen Açık Öğretim fakültesinde okuyan iki kardeş, Kültür Bakanlığında sürdürülen partizanlık yüzünden ailenin çektiği sıkıntıları dile getirdikleri mektupta, olayın çirkinliğini ve acımasızlığını sergiledikten sonra şöyle diyorlar: "Babamızın uğradığı haksızlığın telafisi için hâlâ umutluyuz. Bunu devletimizin hukuk devleti ilkesine inandığımız ve insan hakları adına talep ediyoruz. Bekliyoruz. 1975-1981 yılları arasında ADMMA mimarlık gece bölümünde okuyan, gündüzleri de Toprak ve Tarım Gn. Müdürlüğünde çalışan babamız, Mustafa Bozdemir, 1984-1990 yıllarında İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi rektörlüğü, Yapı işlerinde Mimar olarak görev yaptı. 1990 yılında Kültür Bakanlığı İzmir Röleve ve Anıtlar Müdürlüğüne müdür olarak atandı. Ancak 1993 yılında, Kültür Bakanı Fikri Sağlar''ın atama emri ile, İstanbul''a sürgün edildi. Beş ay sonra yargı babamı görevine iade etti. Ancak görevi değiştirildi. İl Kültür Müdürlüğü emrine verildi. Üç ay sonra yargı yine babamı eski işine iade etti. Ancak babam bir hafta sonra, 15 günlüğüne Bursa''ya iki aylığına, Gaziantep''e gönderilerek, hakkındaki yargı kararı uygulanmadı. Daha sonra masası sandalyesi olmayan Trabzon Anıtlar Müdürlüğüne atandı. Mahkemeye başvurunca Bakanlık sen misin bizi mahkemeye veren deyip, babamı ikinci defa il kültür müdürlüğüne geçici görevle gönderdi. Ancak Anayol ve Refahyol döneminde hakkındaki yargı kararı uygulandı. Görevine kavuştu. Fakat DSP yeniden iktidar olunca, ailemiz için kâbus başladı. 1997 yılında babam Erzuruma sürüldü. Yargı yolu ile babam ikinci sürgün yeri İstanbul''a döndü. 1998 yılında yine yargı kararı ile babam İzmir''e dönebildi. Ancak üçüncü defa sürgün edildiği İzmir İl Md. emrinde bu defa süresiz görevlendirme ile kızağa alındı. SHP''li ve DSP''li Kültür Bakanlarının zulmüne uğrayan babamızın emekliliğine bir yıl kalmıştır. Ancak babamız en verimli olacak bir dönemde sürgünle harcanmıştır. Bakanlığın hukuka, hakka aykırı bu tutumu yüzünden benzer bizim gibi yüzlerce aile perişan edilmiştir. Ayrıca yolluk ve çeşitli ödemelerle de devlet zarara uğratılmıştır. Kültür Bakanlığındaki kıyım daha ne kadar sürecektir? Buna bir dur diyen çıkmayacak mıdır? M. TÜRKER BOZDEMİR-ALPER BOZDEMİR/İZMİR

Turizm işletmeleri doğru söylemiyor Öcalan davası bahane edilerek ülkemize bilhassa Almanya''dan turist gelmediği öne sürüldü. Boş kalan oteller yüzünden sektörün ağır mali kayıplara uğradığı ilan edildi. Hükümetten acil yardım istendi. Nedense turizm işletmecileri Alman turistlerin önünde takla atarken, yerli turistlere olmadık zorluk çıkardılar. Yabancı turiste, 30 dolara oda kiralayan turizm işletmecileri, yerli turisti görünce indirim şöyle dursun, zam üstüne zam yaptılar. İddia ediyorum, işleri kesat diye ağlaşan büyük turistik işletmelerinde bugün yer bulmak için onbeş gün önceden kuyruğa girmek gerekiyor. Üstelik de fiyatlar çok pahalıdır. Antalya''da, Bodrum''da ve Marmaris''te tatil yapanlar çok iyi bilir. Turist otellerinde eğer yarım pansiyon kalıyorsanız. Otelden ayrılırken elinize ekstra harcamalar adı altında büyük kazık faturalar gelmektedir. Öyle ki, yatak parasının üzerinde bu türden fatura öderseniz sakın ha şaşmayınız. Benim canım yandı. Ben diyorum ki, Turistik işletmelerde turist gelmedi diye feryat eden turizmciler doğru söylemiyor. Hükümeti ve milleti kandırıyor. Hepsinin işleri tıkırındadır. Gayeleri, devlete olan vergi ya da kredi borçlarının üzerine yatmaktır. Haziran-Temmuz-Ağustos aylarında fiyatlarına zam üstüne zam yapan bu işletmeleri hizaya getirecek ve halkın çıkarını kollayacak görevliyi bekliyor ve ümit ediyoruz. HASAN HÜSEYİN TÜRKKAN-İSTANBUL

Telefon faturası yıkımı Ben bir işçi emeklisiyim. Aldığım maaş yüz milyonu bulmaz. Bu bakımdan kullandığım her şeyde tasarruf ederim. Buna rağmen telefonuma gelen fatura beni çok şaşırttı. Benden 101 milyon 760 bin lira isteniyor. Memurdan doküman istediğimde kovuldum. Haksız ve yanlış bu faturanın iptali için gerek Kaymakamlığa gerekse Ulaştırma Bakanlığına başvurdum. Ancak cevap alamadım. İlk faturaya 16 milyon çok diye itiraz etmiştik. Telefon kullanımını asgariye indirdim. Bu sefer gelen fatura, maaşımı bile solladı. Tüketici haklarımı kullanmak istiyorum. Ayrıca benim hattım benim adıma kullanılmış. (0.364) 511 82 51 nolu benim telefonumun hattıyla bütün 900''lü telefonlara girilmiş bu nasıl iştir? Memur neden bana dokümanı vermiyor? Bu arada yetkililer hatta girildiği takdirde bir şey yapamayacaklarını söylüyor. Bu nasıl iştir? İlgililerden kablo farelerinin yakalanmasını ve mağduriyetimin önlenmesini istiyorum. EDİP EĞRİ-İSKİLİP/ÇORUM

Teletaş hisseleri ne oldu? 1980 yılında Teletaş hissesi aldım. Başlangıçta senet için iki defa kâr payı aldım. Daha sonra İzmir''den İstanbul''a taşınıldı. 10 yıldır kuponlar elimde, ancak şirketin izini kaybetmiş durumdayım. Sonra Egebank''a müracaat etmem söylendi. Bir de ne göreyim. Gittiğim yer borsaymış. Oradaki ilgiliye elimdeki hisse senetlerini gösterdim. Sonuçta üzerindeki bedel üzerinden hisselerimi dört milyona devrettim. Bundan da büyük ölçüde zarar gördüm. Ben borsa oyunlarını bilmem. Hisse senedini de sanayileşmemize katkı olsun, küçük tasarruflarım, nemalansın diye zamanında önemli sayılacak bir para ödeyerek almıştım. Gelin görün ki, sonuçta zarara uğrayan geniş halk kitleleri olmaktadır. HÜSEYİN ÇALIKOĞLU - Boğaziçi / İZMİR

Birimizin Derdi Hepimizin Derdi Sınav sonuçlarını bekliyoruz Çocuğum, M.E.B. Orta Öğretim Burs ve Yurtlar Daire Başkanlığına sınava girmek için başvuruda bulundu. 30 Mayıs 1999''da sınava girdi. Ancak bugüne kadar sınav sonuçları ile ilgili herhangi bir cevap bizlere ulaşmadı. Van''da MEB''ye bağlı yerlere yaptığımız müracaatlardan da bir sonuç çıkmadı. Çocuğum, karnesini aldı. Ailece cevap bekliyoruz. Yetkililer neden zamanında sonuçları bildirmiyor? Bu aileleri üzüyor. Sınav sonuçlarını bekliyoruz. K.B. Aday No: 8313632353 - VAN

Sigorta numarası yanlış Ben 18.12.1989 tarihinden beri İstanbul''da çalışmaktayım. Ancak yanlışlıkla benim sigorta numaram Halit Büyüksavaş''a verilmiş ve benim yatırdığım primlerim bu numaraya nakledilmiş. Bu yüzden Bursa Sigorta Müdürlüğünden sağlık karnemi bir türlü alamıyorum. Bursa, "İstanbul''a git, oradan al" diyor. Mağduriyetimi nasıl kaldıracağım bilemiyorum. HAKAN ÇELİK-BURSA

Notumuz - Sizin primlerinizin asıl numaranıza nakledilmesi ve durumun tashihi için SSK Bölge şubesine başvurmanız. Daha sonra da yatırılan primlerin size ait olmasını tevsiki için de mahkemeden karar çıkarmanız gerekir. Durumunuzu bir hukukçu ile görüşerek hallediniz. Haklarınızı alabilmeniz için mahkemeye başvurmanız ve SSK''yı dava etmeniz gerekir.