Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Ayasofya’nın Minareleri ve İbrahim Hakkı Konyalı
0:00 0:00
1x
a- | +A

Ayasofya Camii’ne hizmet denilince hatırlanması gereken isimlerin başında İbrahim Hakkı Konyalı gelir.

Konyalı, siyasi parti ayırmaksızın vakıf malları üzerindeki yanlış politikalara karşı çeşitli bahane ve yollarla kurtarmaya çalışan bir isimdi.

Sanat tarihçisi, yazar ve kitabet uzmanı…

1896 Konya doğumlu İbrahim Bey’in şeceresi Anadolu Selçuklu hanedanına dayanıyor. Sultan Hamid devrinde rüşdiye (lise) akabinde medrese (üniversite) eğitimi aldı. Büyük İslam alimi Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın Marifetname adlı meşhur kitabının tesirinde kalarak Hakkı ismini de benimsedi.

I. Dünya Savaşı zamanında açılan Şimendifer (tren-lokomotif) Mektebi’ni bitirerek ilk demiryolu mütehassıslarından oldu.

İlk devlet görevi olarak istasyon müdürlüğü yapan İbrahim Hakkı Bey, sonra bir müddet Türkçe muallimi oldu. Ardından İstanbul Meşihat Dairesi’nde ders vekâleti halifeliği yaptı.

Başbakanlık Arşivi, Askerî Müze ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde uzman olarak görev aldı. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi’nin kuruluşunda büyük payı vardır.

“AYASOFYA MİNARELERİNİ NASIL KURTARDIM”

Yazı hayatına da atılan Konyalı, dönemin pek çok yayın organında yazarlık yaptı.

Gazete ve dergilere ağırlıklı olarak tarih yazıları hazırlıyordu. Bir dönem kendi mecmuasını da çıkaran Konyalı, 1986’da vefat ettiğinde yakın tarihin tanınmış simaları arasında yerini aldı.

Tarihi eserlere yaptığı pek çok hizmetin başında Ayasofya’yı yıkılmaktan kurtarması gelir.

Ayasofya’nın müzeye dönüştürülmesi esnasındaki yanlış uygulamaları da yazarak tarihe not düştü.

20 Kasım 1977’de “Ayasofya Minarelerini Nasıl Kurtardım” başlıklı üç gün süren yazı dizisinde, 1936’da yaşanan üzücü bir hadiseden bahsediyor.

Vaktiyle bu yazıyı Türkiye gazetesi yazarlarından Ahmet Kabaklı da gündeme getirmişti.

Burada Ayasofya minarelerinin şifahi (sözlü) emirle yıkılmasına karar verildiği, verdiği direktifle hazırlanan bir raporla minarelerin ve binanın nasıl kurtulduğunu anlatmıştır.

Konyalı diyor ki:

“Bir gün İstanbul Müzeler Müdürü Kemal Akan bana geldi, iki gözü iki çeşme ağlıyordu. Hayretler içinde kaldım… Kemal Bey’in böyle ağlaması için çok önemli bir sebep olmalıydı. Nedir, ne oldu? diye sordum. Yıktılar, bu gece yıktılar! Sülün gibi minareyi bir gecede yerle bir ettiler dedi ve kırık bir sesle devam etti:

İstanbul Arkeoloji Müzesi Müdürü Aziz Oğan, evvelki gün beni çağırdı. ‘Ayasofyaların Büyük ve Küçük Ayasofya minarelerini yıkacağız’ dedi. Dün gece sabaha kadar Kadırga civarındaki (Eski ismi Aya Sergios ve Bachos) Küçük Ayasofya Camii’nin şerefe altı istilastikli, muntazam kesme taşlarla yapılmış Türk mimarisinin şaheser bir örneği olan minaresi temeline kadar yıkıldı yok oldu. [Uzun zaman minaresiz kalan Küçük Ayasofya’nın şimdiki minaresi 1955 yılında Adnan Menderes’in döneminde yeniden yaptırıldı.]

Bu gece de Büyük Ayasofya’nın minareleri yıkılacak!’ Kemal Altan’ın yanan kalbine teselli suyu serptim. Otur dedim. Büyük Ayasofya’nın minarelerini yıkamazlar. Bir rapor hazırlayalım. Ben söyleyeceğim, sen yaz.”

Hazırladığı raporda ilgili makamlara Ayasofya’nın yapılış tarihini, binanın gördüğü depremlerden aldığı hasarları, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde yapılan tadilat çalışmalarını, Mimar Sinan başta olmak üzere binaya yapılan takviye payandalarını ve minarelerinin önemini anlatıyor.

Raporun detaylarını veren Konyalı, sonuç kısmını; “Şimdi bu ihtiyar mabedin yaşı daha da ilerlemiştir. Minareler, ana kubbenin dayandığı son payandalardır. Eğer minareler yıkılacak olursa, kubbe tamamıyla yere serilecektir. Ve tetikte bekleyen Hıristiyanlık âlemi de Türkler Ayasofya’yı yıktılar diye feryadı basacaktır. Kemal Altan Bey, bu raporu ilgililere verdi ve minarelerin yıkılmasından vazgeçildi.” diyerek yazısını bitiren Konyalı, Ayasofya’nın başına gelen bu büyük tehlikeyi tarihe not düşmüştür.

BİR DÖNEM ODUN DEPOSUYDU

İbrahim Hakkı Bey, Ayasofya minarelerinin başına gelenlerin yalnız bununla sınırlı kalmadığını bir başka eserinde anlatıyor. Abideleri ve Kitabeleri ile Üsküdar Tarihi kitabında minarelerin tapularının satıldığını ve odun deposu yapıldığını öğreniyoruz:

“… Ölü soyucu Vakıflar İdaresi’nin en korkunç cinayeti ise; Fatih’in kıyamete kadar cami olarak kullanılmak üzere vakıf ettiği Ayasofya’nın minaresinin altı tapu senedi ile şekerci Ali Ustaya satılmasıdır. Burası ustanın odun deposu idi. Minarenin altından her gün dükkânına odun taşıtır, şeker yapardı. Vakıflar Genel Müdürlüğü minarenin altına büyük bir para ödeyerek satın almıştır. Kanuni’nin Süleymaniye’deki hamamı da satılmış mahvedilmiştir. Uyuşuk ve mirasyedi nesil, hâlâ yuttuğu afyonun kâbusu altındadır…” (C. II, s. 447)

Kaynaklar: İbrahim Hakkı Konyalı, “Ayasofya Minarelerini Nasıl Kurtardım”, Yeni Asya, 20-21-22 Kasım 1977. Konyalı İbrahim Hakkı, Erdem Yücel, DİA, c. 26, s. 196. İbrahim Hakkı Konyalı ve Eserlerinde Sanat Tarihi, M. Zahir Ertekin, Doktora Tezi, 2014.

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.