Bazı ülkelerle dost olursunuz, bazılarıyla müttefiklik kurarsınız. Bir de öyle ülkeler vardır ki onlarla aranızdaki bağı anlatmak için diplomatik kelimeler kifayetsiz kalır. Azerbaycan bizim için işte böyledir.
“Can Azerbaycan” derken yalnızca bir ülkeye seslenmiyoruz.
Ortak bir tarihe, aynı kökten gelen kelimelere, benzer hatıralara sesleniyoruz.
Sevinci de kederi de paylaşan insanlara sesleniyoruz.
18 Ekim 1991’de bağımsızlığını yeniden kazanan Azerbaycan, 35. yılı geride bıraktı.
Bu 35 yılın hikâyesini anlatmak için sayısız anlaşmayı, ziyaretleri ve ortak projeleri sıralamak mümkün.
Biraz gazete arşivlerini karıştırınca insanın karşısına öyle görüntüler çıkıyor ki bugünün bütün tartışmalarını bir kenara bırakıp geçmişi yeniden düşünmeden edemiyor.
KANLI OCAK, KARABAĞ, NAHCİVAN
1990 yılının Kanlı Ocak günleri… Sovyet askerleri Bakü’ye giriyor, bağımsızlık isteyen insanların üzerine ateş açılıyor. Azerbaycanlılar hürriyetleri uğruna can verirken Türkiye’de de bu hadiseler yakından takip ediliyor.
SSCB tarafından yardımların engellenip insanların baskı altında tutulduğu dönemde Türkiye, Azerbaycan’ın sesi oluyor.
Mücadelelerin ardından 1991 yılındaki müstakillik müjdesi geliyor. Türkiye, Azerbaycan’ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülke oluyor.
Tarihin doğru bir anında atılan doğru bir adım, yıllar boyunca hatırlanır.
Azerbaycan’ın bağımsızlık sonrasında karşı karşıya kaldığı en büyük acılardan biri Karabağ.
Evlerinden edilen insanlar, geride bırakılan yuvalar, parçalanan aileler…
Türkiye, bu acıya seyirci kalmadı. Yardım kampanyaları düzenlendi, çadırlar kuruldu, gıda ve ilaç gönderildi. Yaralı Azerbaycan askerleri Türkiye’de tedavi edildi.
Bir de Nahçıvan’a uzanan Hasret Köprüsü var.
Ermenistan ambargosu altında kalan Nahçıvan’ı Türkiye’ye bağlayan köprü, 28 Mayıs 1992’de hizmete açıldı. Bir tarafta ayrılık, diğer tarafta kavuşma arzusu… Bazen bir köprü yalnızca iki yakayı birleştirmez; iki halkın birbirine duyduğu hasreti de taşır.
DEMİR PERDE ARADAN KALKTI
Sonra mektepler, talebeler, askerî eğitimler, ortak kültür çalışmaları geldi. Azerbaycanlı gençler Türkiye’de okudu, Türk gençleri Azerbaycan’ı tanıdı. İki ülke, yalnızca geçmişin hatıralarını korumakla yetinmedi; geleceği de birlikte kurmaya çalıştı.
Kardeşlik, sadece aynı acılara ağlamak değildir. Birlikte öğrenmek, üretmek, gelişmek ve yarınlara hazırlanmak da kardeşliğin bir parçasıdır.
Yıllar geçtikçe Azerbaycan güçlendi. Türkiye ile münasebetler de yeni bir safhaya geçti.
Askerî iş birliği, ticaret, enerji, eğitim ve kültür sahalarında ortaklıklar kuruldu. Türk Devletleri Teşkilatı ile bu yakınlık daha geniş bir zemine taşındı.
ZOR ZAMANDA YETİŞTİLER
2021’de Türkiye’nin güneyinde orman yangınları çıktığında Azerbaycan’dan itfaiyeciler ve amfibi uçaklar geldi.
6 Şubat depremlerinde ise Azerbaycan halkı, Türkiye’deki kardeşlerinin yardımına koştu. Evindeki battaniyeyi gönderen, elindeki imkânı paylaşan insanlar oldu.
Arama kurtarma ekipleri geldi, yardım seferberlikleri düzenlendi, deprem bölgesinde yeni hayatlar kurulabilmesi için destek verildi.
İşte bütün bu hadiseler, “Can Azerbaycan” sözünün neden yalnızca bir temenniden ibaret olmadığını gösteriyor.
İnsan, böyle zamanlarda bir milletin yakınlığını daha iyi anlıyor. Çünkü bollukta dost görünmek kolaydır; asıl mesele, zor zamanda yetişebilmektir.
DOST DOĞRU BİLDİĞİNİ ACI DA OLSA SÖYLER
Elbette iki ayrı devletin her konuda aynı düşünmesi, aynı kararları alması beklenemez.
Her ülkenin kendi meseleleri, kendi hassasiyetleri vardır.
Bunları konuşmak, yanlışları dile getirmek veya farklı düşünmek de mümkündür. Ancak bütün bunlar yapılırken geçmişin hatıralarını ve karşılıklı fedakârlıkları unutmamak gerekir.
Dostluk, her meselede susmak değildir. Fakat her anlaşmazlığı da kırgınlığa dönüştürmemektir.
Hele ki yıllar boyunca böylesine çok şey paylaşmış iki ülke söz konusuysa…
Bugün Azerbaycan’ın bağımsızlığının 35. yılını konuşurken geçmişe yalnızca bir nostalji olarak bakmamalıyız.
O günlerde verilen mücadeleyi, yapılan yardımları ve kurulan köprüleri hatırlamak, geleceğe karşı da bir mesuliyet yükler.
Azerbaycan’ın bağımsızlık mücadelesiyle özdeşleşen “Bir kere kalkan bayrak bir daha yere inmez” sözü, bir milletin hürriyet arzusunu anlatıyor. Bu bayrağın gölgesinde yaşananlar, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki dostluğun da hafızasını oluşturuyor.
Dileğimiz, bu dostluğun yeni nesillere aktarılması; iki ülkenin ilimde, kültürde, eğitimde ve ticarette daha nice ortak başarıya imza atmasıdır.
35 yıldır bağımsız Azerbaycan’ın hikâyesini, biraz da birbirimize uzattığımız ellerin hikâyesi olarak okuyoruz.
Can Azerbaycan’la kardeşliğimizin daha nice yıllara ulaşması duasıyla…

