Üzerinde yeterince düşünmediğimiz çok meseleler var.
Gündemimiz son derece hareketli. Her gün yeni bir tartışma, yeni bir kriz, yeni bir siyasi polemik ortaya çıkıyor.
Televizyon ekranlarında saatlerce konuşuyor, sosyal medyada binlerce yorum yapıyor, gazetelerde sayfalarca yazıyoruz. Fakat bütün bu yoğun tartışmanın sonunda çoğu zaman geriye kalıcı bir fikir, uygulanabilir bir politika veya uzun vadeli bir strateji kalmıyor.
Bunu herkes iliklerine kadar hissediyor.
Bilgi yoğun bir şekilde akıp gidiyor.
Etkileşim budalalığı gençliği sarıp kuşatıyor. Sonra da gençlerden şikayet ediyoruz.
Bize bir düşünce enstitüsü lazım.
**
Sadece rapor hazırlayan, akademisyenlerin odalarında çalıştığı klasik bir müesseseden söz etmiyorum.
Türkiye'nin meselelerini disiplinlerarası şekilde ele alan, dünyayı takip eden, geleceği önceden çalışan ve ürettiği bilgiyi karar alıcıların anlayabileceği politika önerilerine dönüştüren ciddi bir düşünce merkezinden bahsediyorum.
2053 ve 2071 neslinden bahsediyoruz. Aslında o nesiller doğdular.
Bugün doğan bebekler 25 yaşını geçtiklerinde 2053’e, 45 yaşlarında ise 2071’e ulaşmış olacaklar.
**
Yapay zeka algoritmalarından ve geleceğin teknolojisinden bahsediyoruz. O teknolojiye şekil verecek tefekkür ve strateji merkezlerinden mahrumuz.
Ekonomiyi konuşurken demografiyi savunma sanayiini tartışırken eğitimi, kültürü ve insan kaynağını hesaba katmak zorundayız.
Şehirleşmeden aile yapısına, dış politikadan enerji güvenliğine, yapay zekâdan gençliğe kadar meseleler birbirine bağlı.
Bunun için ekonomiste de ihtiyaç var, tarihçiye de. Sosyoloğa da ihtiyaç var, mühendise de. Hukukçuya, uluslararası ilişkiler uzmanına, eğitimciye, şehir plancısına, veri analistine ve en önemlisi bütün bu alanları aynı masada buluşturabilecek platformlara ihtiyaç var.
**
Düşünce enstitüsünün asıl görevi de burada başlıyor.
Akademi bilgi üretir. Siyaset karar verir. Bürokrasi uygular. Kamuoyu tartışır. Düşünce enstitüsü ise bunların arasında köprü kurar.
Kriz gelmeden önce düşünür.
Devletin, siyasetin ve milletin önüne henüz gündem olmamış meseleleri koyar.
Bir bakıma geleceğin gündemini bugünden hazırlar.
Bugünün değil yarının ilim ve fikir adamlarını yetiştirir.
Genç araştırmacılar burada pişer, kıdemli akademisyenlerden rapor yazmayı, veri okumayı, analizi ve kamuoyuna fikir aktarmayı öğrenir.
Bir akademik araştırmayı alıp “Peki bunun Türkiye için faydası nedir?” diye sorar.
Bir sosyal problemi yalnızca tespit etmekle kalmaz, “Bunun çözümü için hangi politika uygulanabilir?” sorusuna cevap arar.
Bugünün gündemini takip etmekle yetinmez; beş, on, yirmi yıl sonra karşımıza çıkabilecek meseleleri bugünden masaya yatırır.
Bunun için de düşünce enstitüsü, aslında bir binadan çok daha fazlasıdır. Bugün Türkiye'nin en büyük ihtiyaçlarından biri yeni bir bina yapmak değil; yeni bir düşünme zemini kurmaktır.
Bunun için de gerçekten bir düşünce enstitüsüne ihtiyacımız var.

