Batılı tarihçiler onu Michelangelo ile kıyaslıyor ve "Doğu'nun Michelangelo'su" diyor.
Eserlerinin çoğu UNESCO Dünya Mirası listesinde.
İstanbul gibi deprem kuşağındaki bir şehirde 400 yılı aşkın süredir ayakta kalan yapıların mimarı.
İnceleyen mühendisler hayretten küçük dilini yutuyor.
Rumeliden Kuzey Afrika’ya imzasının olmadığı ülke, bölge yok gibi.
Dünyada mimar denilince ilk akla gelen isimlerden.
Uluslararası Astronomi Birliği adını Merkür gezegenindeki bir kratere verdi.
Evet, Mimar Sinan hakkında bu minvalde daha pek çok şey yazılıp çizilmiştir.
Bir de onun ağzından yazılanlar var.
“Ustamın eli altında, tıpkı bir pergel gibi ayağım sabit olarak merkez ve çevreyi gözledim. Sonunda yine tıpkı bir pergel gibi yay çizerek, görgümü artırmak için diyarlar gezmeye istek duydum. Bir zaman padişah hizmetinde,Arap ve Acem ülkelerinde gezip tozdum. Her saray kubbesinin tepesinden ve her harabe köşesinden bir şeyler kaparak bilgi, görgümü artırdım. İstanbul'a dönerek zamanın ileri gelenlerinin hizmetinde çalıştım ve yeniçeri olarak kapıya çıktım...”
Hayatının onun ağzından anlatılanlarla kaleme alındığı Tezkiretü'l Bünyan adlı kitabında yazıyor bu ifadeler…
**
Hem eserleri hem de hayat hikayesiyle dünya çapında anlatmaya değer bir isim Mimar Sinan. Ancak hakkında bir tane bile doğru düzgün sinema filmi yok.
Epey belgesel, bir kaç dizi sahnesi hepsi bu kadar…
Çekilmeme sebebini anlamak zor değil. Çünkü devrindeki bütün isimlerin her biri çok büyük.
The Odyssey filmi gösterdi ki sinema veya dizi sektörünü kendine getirmenin yolu çok ama çok kaliteli eserler üretmekten geçiyor. Bunun da en basit ve mantıklı yolu tarihten beslenmekle oluyor.
Mimar Sinan’ın hayatı da eserlerinin kalitesindeki hassasiyet ve gerçeklikle anlatılsa dünya çapında ses getirecektir.

