Yakın tarihte Türk edebiyatının en müstesna kalemlerinden biri olarak hem romanları hem de gazetecilik faaliyetleriyle derin izler bırakan isimlerden biri Peyami Safa’dır.
Vefatının üzerinden tam 65 yıl geçti. En bilinen romanları arasında bilhassa Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Fatih Harbiye ve Yalnızız, insan ruhunun çalkantılı dehlizlerine inen çalışmalar olarak hâlâ okunuyor.
SAVRULMALAR
1899 doğumlu olan Peyami Safa Türk edebiyatında kendine has bir yer edindi. Hayatının farklı dönemlerinde yaşadığı fikrî dönüşümleri ustalıkla yansıttı.
“Server Bedi” müstearıyla da para karşılığı çok sayıda roman kaleme aldı. Küçük yaşlarda babasını kaybetmesi, hayatını erken yaşta mücadelelerle örülü bir yola dönüştürdü. Hanımının hastalığı sebebiyle de maddi sıkıntılar yaşaması usta romancıyı bu gibi kitaplar yayınlamaya sevk etti. Ancak bu eserleri de sonraki zamanlarda takdir topladı.
Fransızların ünlü kahramanı Arsen Lüpen’den ilhamla yazdığı Cingöz Recai tipi, Türk popüler edebiyatının unutulmaz karakterleri arasına girdi. Türk sinemasında da işlendi.
Gazetecilik ve yazarlık mesleğiyle hayatını idame ettiren Peyami Safa’ya adını, dönemin büyük şairlerinden Tevfik Fikret’in verdiği rivayet edilir.
Babasının vefatı ve Tevfik Fikret’in tesiriyle Sultan Abdülhamid aleyhinde yazılar da kaleme almıştır.
Pozitivizmden mistisizme, materyalizmden milliyetçiliğe, muhafazakârlıktan antikomünizme uzanan geniş bir fikir coğrafyasında savrulmalar yaşadı, makaleler yazdı.
Dönemin usta edebiyatçılarıyla sert tartışmalara ve kalem mücadelelerine girişti.
Devrinde kalemi kadar fikirleriyle de dikkat çeken yazar, Fransızcaya hâkimiyeti sayesinde Batı kültürünü ve çağının entelektüel gelişmelerini yakından takip etmişti.
Günün sonunda romanlarında mekân olarak çoğunlukla İstanbul’u tercih etmesi ve bu kadim şehrin sokaklarında Doğu ile Batı arasında süregelen medeniyet muhasebesini işlemesi Türk fikir hayatına canlılık getirdi.
Cesur kalemiyle söylenemeyenleri söyledi. Pozitivizme karşı maneviyatı ve ruhu müdafaa etti. Böylece bu tavrı o yılların milliyetçi, mukaddesatçı, mütefekkir nesilleri için edebi bir liman olmasını sağladı.
“DERİNLEŞMEK İMKÂNSIZ”
Peyami Safa "Osmanlıca Türkçe Uydurmaca” kitabıyla İslam harflerinin öğrenilmesini savunarak, dilde yabancılaşmaya karşı tespitlerde bulundu.
Dilde tasfiyeciliğe yani uydurma Türkçe kelimelere dair çarpıcı tespitleriyle gençliği ikaz etti. Şu sözler o kitaptan:
“Yunus Emre'nin dilini anlamayan Türk münevverlerinin kafasında Voltaire'nin Fransızcası hâlâ saltanat sürüyor.”
“Yeryüzünde bir tek memleket gösterilemez ki, orada gençler kazara millî kütüphanelerine girerlerse bir tek eser okuyamadan çıkıp gitsinler. Böyle bir katliam hiçbir memlekette ve hiçbir memleketin tarihinde yoktur.”
“Gençliğin dil hazinesi o kadar fakir ki, bazı makaleler köylü mektuplarını, bazı şiirler de Hıdırellez manilerini andırıyor. Otuz bin kelime kullanan Shakespeare’den beş asır sonra, bu zavallıcıkların bir iki bin kelime içinde çırpınmaları acıklı bir destandır.”
“Arab harflerini bilmeyen bir genç için Türk tarihinde ve Türk edebiyatında orta seviyeyi bulacak kadar derinleşmek imkânsız…”
“Arapçasız ‘sabah’, Farçasız ‘akşam’ diyemezsiniz.”
"En büyük hatalarımızdan biri dil davasını düşünce davasından ayrı bir mesele gibi ele almak olmuştur."

