Arnhem şehri ve Gelredome Stadı İstanbul ve stadlarımızın aynısı gibiydi. Dışarısı ve içerisinin yüzde 90''ı Türkler tarafından adeta işgal edilmişti. Kısacası maç, Türkiye''de oynanıyor gibiydi. Ülkemiz yönünden Euro 2000''in en önemli karşılaşması İtalya ile yapılan bu maç olduğu için bütün yurttaşlarımızın gönlünde bu müsabakayı kazanma isteği yer almıştı. Maçın başında Fair Play bayrağı ile çocukların taşıdığı Türk ve İtalyan bayraklarına bakınca, bayrağımızın taşıdığı anlam ve asaletin yanında 3 ayrı renkteki İtalyan bayrağı yamalı bohça intibaı verdi. Millilerimizin ellerini İtalyan formasını taşıyan çocuklar tutmuş, aynı şekilde İtalyan takımının oyuncuları da Türk milli formasını giymiş çocuklarla sahada yer aldılar. İşte sporun büyüklüğü. İşte dostluk, işte yardımlaşma. Bu lehimizde olan şartlara karşılık Milli Takımımız oyuna çok kötü başladı. İlk 20 dakikaya kadar Totti, İnzaghi ve Zambrotta, kalemizde devamlı gol pozisyonuna girerlerken, İtalyanlar adeta fazla adamla oynuyorlarmış gibiydi. Cannavaro, Conte, Fiore gibi oyuncular presle orta sahamızı adeta felç ettiler, paspas haline getirdiler. Özellikle bizim sol kulvarımızdan yaptıkları akınlarda takımın en kötüsünün de kötüsü Abdullah''ın boşluklarından her an gol bekleniyordu. Hatasız ve gol yemeden bu dakikaları aşarken, sahada adeta başlı başına bir takım gibi oynayan Alpay vardı. İnzaghi''ye top vurdurmazken, kafayla, ayakla, savunmanın solunda, sağında, ortasında, arkasında her tarafında kalemizi korudu.
Takımın telaşının bitmesiyle, yavaş yavaş açılan millilerimiz, Sergen''in plasesiyle bir gol kazanabilirdi. Ama kalenin solundan top dışarı gitti. Onsekiz önünde pres yapmaya başlamamız, topa hakimiyetimizi ve hücum etmemizi sağladı. Tek hatamız, İtalyan savunmasının arkasında top atamamamız ve gol pozisyonu hazırlayamamamız oldu.
İkinci yarıya aynı tempoyla başlayan millilerimiz çok iyi oynarlarken ve her an gol atacaklarını beklerken; talihsiz ve ümit edilmeyen anda gol yememiz de takımımızı bozmadı.
Nitekim, 61.dakikada Okan''la golü bulduk ve beraberliği sağladık. Ancak, maçın tamamında sert futbola müsamaha gösteren hakem Hugh Dallas verilmeyecek bir faulü penaltıyla cezalandırınca, İnzaghi''nin golüyle mağlup duruma düştük. Buna karşılık İtalya kalesi önünden hemen hemen aynı şekilde, aynı sertlikte Sergen''in düşürülmesine seyirci kalması hayretimize mucip oldu. Gerek tribünden maçı izleyen basın mensupları ve gerekse Türk seyirciler, teknik direktör Mustafa Denizli''nin oyuncu değiştirmesindeki gecikmeyi ve oyuncu değiştirmedeki seçimini eleştirdiler. Hoşumuza gitmemesine rağmen "Mustafa Denizli dışarı" diye tezahürat yapılmasını belirtmek mecburiyetindeyiz. Zira yukarıda da belirttiğimiz gibi Abdullah''ın kötü oyununa göz yuman, herkesin büyük ümit beslediği Mustafa İzzet''i oyuna almayan, golü atan ve iyi oynayan Okan''ı çıkaran Denizli, yukarıda belirttiğimiz tezahürata hedef teşkil etti. İtalya ile berabere kalmamız, çok büyük bir avantaj sağlayacakken, bu avantajı kaçırmamız bundan sonraki iki maçın önemini çok arttırdı. Mustafa Denizli gerekli değişikliği yaptığı ve futbolcularımız bugünkü oyunun genelinde oynadıkları iyi futbolu tekrarladıkları takdirde İsveç ve Belçika''dan galibiyet almamız mümkündür.
Mustafa Denizli''nin dikkatine sunulur.

